Herkese uzun bir aradan sonra bir staj yazısı ile merhaba!

İspanya’dan yazdığım son yazı, “Başıma neler geldi neler!” yazısıymış, orada ikinci dönemin ortasında neler çekmeye başladığımı anlatmışım. Onu yazdıktan sonra o dönemi kapatmam ve ülkeme dönmem çok zor ve yoğun bir süreç oldu. Bu süreçte anlatacak çok şey biriktirdim tabii. Üzerinden biraz zaman geçince, olan bitene daha uzaktan bakabildiğim için daha az ve öz yazabildiğimi fark ettim. Bu nedenle, o yazıdan sonra bugüne kadar gerçekleşen ve yazmaya değer bulduğum her şeyi belirli aralıklarla yazmaya ve yayınlamaya çalışacağım. Üzerinden çok zaman geçti ama biliyorsunuz ki burası bir gazete olmadığı için, her zaman sonuç olarak verim alınabilmesini amaçladığım için, geç olsun güç olmasın diyorum ve yazıyı yazmaya başlıyorum. 

Aslında yazı yazmak için en doğru zamanların bu olduğunu düşünüyorum, yazmaya değer onlarca şey biriktirdim çünkü. Bunlardan biri, son yazımda söz ettiğim ve heyecanla hazırlandığım ilk laboratuvar stajımdı. Bu staj için, İspanya’nın bence en güzel şehri olan Valencia’da yaklaşık bir ay geçirdim. Önceki turistik ziyaretimi de düşünürsem, İspanya’da hiçbir yer gezmeyip sadece Valencia’da 1,5 aya yakın zaman geçirmişim. Bu da bana, şehri biraz olsun hissetmeme ve ayak uydurmama yardımcı olmuş. Bundan çok büyük mutluluk duyuyorum.

Bu yazıda sadece staj sürecimden söz edeceğim. Öncelikle, stajı nasıl bulduğumdan başlayayım, ardından konaklama, yeme-içme, ulaşım, iletişim gibi ihtiyaçlarımı nasıl karşıladığımı ve zamanımı nasıl hem verimli hem eğlenceli geçirdiğimi anlatayım. Son olarak da, bu stajın bana neler kattığını ve neden çok sevdiğimi paylaşayım.

Ben akademik konularda biraz deli yürek olduğum için, İspanya’ya adım atar atmaz, aklımda ilk tatilimde staj yapmak vardı. Hatta aslında bu plan, okuldan arta kalan zamanımda kendi okulumda bir laboratuvarda çalışmaktı ama dersler çok yoğun olduğu için ve okuldaki öğretmenlerim çok gıcık olduğu için bu plandan vazgeçip, tatillerimde farklı bir şehirde staj yapma planı kurdum. Aklımda Barcelona’daki okullara yazmak vardı, fakat orada konaklamayı karşılamam imkansızdı. Para biriktirmeye başladım, her gün kumbarama 1-2 Euro atmaya çalışıyordum.

Bir gün Twitter’da gezinirken Valencia’da bir PhD pozisyonu ilanı gördüm. PhD adayı olmamama rağmen enstitüyü biraz araştırınca, çok güzel araştırmaların döndüğü bir yer olduğunu gördüm, mikropaleontolojiden evrimsel biyolojiye bir sürü ilginç laboratuvar vardı ve web sitesinde gezerken aşırı heyecanlandım. Önce evrimsel biyoloji çalışan laboratuvarın PI’ına mail atmaya ve kısa dönem için staja gelmemin mümkün olup olmadığını görmeye karar verdim. Buna çok hızlı karar vermiştim, çünkü kaybedecek bir şeyim yoktu.

Hemen mail attım!

Mailde kısaca kendimi tanıtıp, ne ile ilgilendiğimden ve laboratuvardaki çalışmaların neden ilgimi çektiğinden söz ettim. Ardından kısa süre için misafir olup olamayacağımı sordum ve maile CV’mi ekledim. Bu tarz mailleri çok kısa tutmak ve ne istediğini direkt olarak söylemek çok önemli. Ayrıca bir diğer önemli nokta da mail konusuna ve mailin ilk cümlesine yazma amacını belirtmek, böylece okuyan kişi maile ne zaman vakit ayıracağını başlıktan ve ilk cümleden belirleyebilir.

Kendisi bana kısa sürede o kadar güzel bir dönüş yaptı ki, hem staj için Valencia’ya gidebilecek olmak hem de böyle bir insandan övgü almak beni çok mutlu etti. Ayrıca laboratuvarında Azeri-Türk bir doktora öğrencisi olduğunu ve kendisinin ODTÜlü olduğundan söz edip, onunla iletişime geçerek yardım alabileceğimi, araştırma detaylarını öğrenebileceğimi belirtti. Kendisinin isminin Zahida olduğunu öğrendim ve hemen ertesi gün kendisinden bir mail aldım, bana kendi çalışmasından söz ederek gelmek istersem proje sürecinde de yardımcı olacağını söyledi. O kadar şaşkındım ki maile bir süre yanıt veremedim. Bir staj için niyet maili attıktan 10 dakika sonra güzel bir dönüş almış, sonraki gün yine aynı dili konuştuğumuz öğrencisinden bana yardımcı olabileceğine dair bir mail almıştım. Hatta bana çalışmasını o kadar güzel özetlemişti ki çalışmaya dair motivasyonum artmıştı.

Gitmek istediğimi kesin olarak netleştirdikten sonra tarihi netleştirdik ve Noel tatilinden sonraki ilk tatil olan bahar tatilimi uzatarak o dönemde gitmeye karar verdim. Bunun sebebi, hem o tarihte deneylerin fazla olması ve deneylere yardımcı olabilecek olmam, o esnada eş zamanlı birçok projenin olacak olması ve farklı projelere ve araştırma tekniğine şahit olabilme fırsatımın olması ve Nisan’da Valencia’nın çok güzel olmasıydı. Bu şekilde hem staja gidişimi, hem tarihleri, hem de yardım edeceğim noktaları az çok netleştirmiş olduk.

Bir süre sonra PI’dan bir mail daha aldım; tarihlerin netleşip netleşmediğini sordu, tarihleri söylediğimde ise bana “Harika, bunu laboratuvardaki öğrencilerle konuştuk ve senin o tarihlerde projelerde üstlenebileceğin birkaç görev olduğuna karar verdik.” dedi. Buna da inanılmaz sevinmiştim, çünkü bence bir stajın en önemli ayrıntısı orada sizin sadece gözlemci olarak bulunmanız veya sürece dahil edilmeniz, tecrübe edinmeniz için herkesin seferber olması arasındaki ayırım. Burada daha gitmeden sürece dahil edildiğimi görmem bana çok büyük bir motivasyon vermişti. Hatta hemen ardından okumam için makaleler istedim ve Nisan ayına kadar hazırlandım. Gitmeden önce gerçekleşen bir diğer güzel olay, Zahida’nın Noel tatilinden önce mail atarak konaklama için henüz bir şey ayarlamadıysam kendisinin evindeki misafir odasında kalabileceğimi söylemesiydi. Bana laboratuvarlarını ve evlerini açtıkları için çok mutlu olmuştum, İspanya’da yaşadığım en güzel şeylerden biriydi.

Staj Başlangıcı

Nisan ayı yaklaştığında tüm makaleleri okumuş, biletlerimi almış ve hazırlanmıştım. Valencia’ya daha önce gezmek için gittiğimizden dolayı ne kadar güzel ve etkileyici bir yer olduğunu biliyor ve çoktan özlüyordum, bu da heyecanımı artırıyordu.

Valencia’ya vardığımda ilk olarak ulaşım kartı edindim. Öğrenciler için ayrı bir kart alacak vaktim ve yeterli dokümanım yoktu, bu nedenle normal kart edindim. Bir hafta için toplamda 10€ ödüyordum. Kartımı aldıktan sonra biraz alışveriş yapıp, Zahida’nın evine gittim, evi bir metro istasyonuna çok yakındı ve bu nedenle bulmam zor olmadı.

Kendisi de o hafta sonu bir misafirini ağırlamıştı ve misafiri ile tanışma fırsatımın olması da harikaydı. Sadece yarım saat sohbet etmek bile çok güzeldi.

Ertesi gün laboratuvardaki ilk günümdü. Herkesle tanıştım ve çevreyi keşfe çıktım. Enstitü binası harika bir manzaraya ve ortama sahipti, üstelik aynı binada bu kadar farklı deneyler dönmesi, her kapının ardında farklı şeyler olması, farklı organizmalarla çalışıyor olması efsaneydi. Böylece hangi kapıyı aralasam çok yeni şeyler görüyor ve öğreniyordum.

View this post on Instagram

“You brought the bad weather with you.” -Pau

A post shared by Berfîn Dag (@berfindagram) on

İlk gün öğlen yemeğini enstitü kantininden almıştım fakat sonraki günlerde evde hazırlamaya ve yanımda taşımaya başladım.

Laboratuvar PI’ımız Pau çok sıcak, enerjik ve motivasyon sahibi bir insandı, haliyle bunu herkese geçiriyordu. Kendisi ortalıkta olduğunda çok güzel bir enerji oluyordu laboratuvarda. Bana “gelmenin şerefine hep birlikte bir akşam dışarı çıkmalıyız” dedi, fakat çıktığımız akşam kendisi aramıza katılamamıştı. Laboratuvar ekibi ile dışarı çıktıkça bağlarımız güçleniyor, daha çok sohbet edip daha çok şey öğreniyor, daha rahat hissediyordum. Tabii aynı evi paylaştığımız için Zahida ile de arkadaş gibi olduğumuzu hissedebiliyordum, bazen birlikte yemek yapıyor, film izliyor, Tinto de Verano içiyor (burası kendisine çok tuhaf anlar hatırlatacaktır, eminim), hafta sonları Valencia’yı keşfediyorduk. Daha doğrusu ben keşfediyordum, Zahida da bana yardımcı oluyordu. Bilmediğim tatlar, restoranlar, parklar ve aktiviteler deniyordum. Sayesinde Azeri yemekleri de tattım, hem de onun ellerinden. 🙂

Zahida uzun zamandır burada yaşadığı için Valencia’daki Türk öğrencilerle ve bazı ailelerle de iletişim halindeydi, beni de hepsiyle tanıştırmıştı. İlk kez İspanya’da bir memleket sıcaklığı hissediyordum. Bütün akademik süreçlerin stresi üzerine bu çok ama çok güzel gelmişti. En önemlisi, iletişim kurabildiğim, güzel vakit geçirebildiğim insanlar bulmuştum. Gelmeden önce tek beklentim ise laboratuvar deneyimiydi. En güzel anlardan biri ise öğlen yemekleriydi, herkesin evde hazırladığı öğlen yemeğini aynı odada, aynı masada hoş sohbetler eşliğinde yemesi her sabah iple çektiğim anlardan biriydi. Böylece yemek yeme saatini denk getirebilirsem birçok laboratuvarın PI’ı, doktora öğrencileri ile yemek yerken tanışabiliyordum.

Laboratuvarda işe yaradığımı iliklerime kadar hissediyordum, çünkü bu konuda herkes yardımcı oluyordu. Asla boş durmuyor, bir projenin deneyi bittiyse başka bir öğrencinin deneyine yardımcı oluyordum. Herkes “Hazır bunu yapıyorken sen de izle/katıl, bunu da öğren” diyordu. Süreçlere dahil ediliyor olmam harikaydı. Sabah 10-11 gibi geldiğim laboratuvardan akşam 7 gibi ayrılıyordum, bazı günler 7’den 10’a kadar Old Town’da yürüyordum.

İkinci hafta sonunda Türkiye’den çok yakın arkadaşım Berk ve İsviçre’den Cevahir İspanya’ya gezmek için geldiler ve Valencia’ya da gelerek bana da vakit ayırdılar. Birlikte şehri baştan başa gezdik, Valencia’ya ilk geldiğimde katıldığım turlarda öğrendiğim bilgileri onlarla paylaştım, bunu yapmak bana kendimi yerli gibi hissettirmişti. Street Art ve tarihi olaylar & mekanlar hakkında sohbet ede ede bol bol yürüdük. Birlikte Paella yedik, ilk yediğimde hiç sevmediğim Paella bu sefer -sanıyorum ki yediğimiz mekandan kaynaklı olarak- çok lezzetliydi. Asla yemem dediğim Paella türüydü hem de; deniz mahsullü… Ardından yine onlar sayesinde Valencia’da sahile gittim, akşam yürüyüşü yaptık. Kaldığım yer ve sahil arası sadece 1 durak olmasına rağmen ilk kez ikinci haftamda gidebilmiştim ve çok beğenmiştim. Havalar serindi, yüzme dönemi değildi fakat deniz çok güzeldi.

Frizbimi de Valencia’ya gelirken yanımda getirmiştim, fakat Turia Park veya sahilde oynama fırsatım olmadı.

Laboratuvar’da neler oluyor neler…

Görselde karton kutu içerisinde bir sürü tüp var ve tüplerin üstü beyaz tıpalarla kapalı. Bu Tüplerin içerisinde sinekler var. Saymayı bitirdiğim ilk kutu.

Saymayı bitirdiğim ilk kutu. Datasetin bir parçası.

Laboratuvarda düzenli olarak yaptığım şey, Zahida’nın database’ini oluşturmaya yardımcı olmaktı. Bunun için meyve sinekleri ile bir ay önce yaptığı deneylerin sonuçlarını ben sayıyor ve işliyordum, Zahida da bu esnada makale yazıyordu. Kendisi için çok yoğun bir dönemdi, çünkü 2 makaleyi yazmak ve 3. makaleyi oluşturmak ile meşguldü. Aynı zamanda deney sonuçlarını toplama dönemi de olduğu için çok yoğun çalışıyor ve tüm gününü laboratuvarda geçiriyordu. Ona yardım etmek, arada bir ondan çok ilginç çalışmalar dinlemek, deneylerin teorik altyapısını anlamak, sonuçları heyecanla takip etmek çok zevkliydi. İlk kez laboratuvarda dönen çalışmaları takip edebiliyor, dahil olabiliyor ve o heyecanı ben de hissedebiliyordum.

Laboratuvarda herkes, farklı evrimsel mekanizmaları anlamak için farklı deneyler yürütüyordu. Mesela Quentin, meyve sineklerinin dişi ile aynı ortamda bulunup çiftleşemediklerinde ömürlerinin nasıl kısaldığını inceliyordu. Bu aslında birçok canlının cinsel seçilim mekanizmasına ışık tutabilecek bir çalışma ve meyve sinekleri de bunu çalışmak için çok ideal bir model organizma; çünkü üreme döngüleri çok kısa, kısa sürede çok sayıda yumurta verebiliyorlar ve çok kolay mutasyona uğratılabiliyor, yani işaretlenebiliyorlar.

Bir diğer çalışma, Oxford Üniversitesi’nde doktora yapan ama deneylerine Pau’nun laboratuvarında deney yapan Dani tarafından yürütülüyordu. Onun çalışması, cinsel çatışmada akraba ayrımcılığı üzerineydi. Bütün canlılar gibi, sinekler de cinsel olarak seçilmek ve kendi genlerini korumak ve savunmak için diğer türdeşleri ile çatışma halinde olur. Çiftleştiği dişinin de sadece kendi döllerini taşıması için, çiftleşme ardından o dişinin daha sonraki doğurganlığını azaltacak etkiler bırakır. Fakat Dani, sineklerin bu çatışma sürecinde yakın akraba olduğu türdeşlerine pozitif ayrımcılık yapıyor olabileceği üzerine çalışıyordu. İlk kez evrimsel biyoloji çalışmalarına bu kadar yakından tanık olan biri olarak her şeyi hayretler içerisinde takip ediyordum. Bu çalışmalar zihnimde çok farklı kapılar aralamıştı.

Juli Pereto ile tanıştım!

Bir gün Pau beni odasına çağırıp gelecek planlarımı sordu. Ben de bir yol ayırımında olduğumu, henüz net olarak seçmediğimi ama yaşamın kökenine ve erken yaşam formlarına dair çalışmaların çok ilgimi çektiğini söylemiştim. O esnada, bizim bulunduğumuz enstitünün de yer aldığı Parc Cientific kampüsü içerisinde sistem biyolojisi çalışmalarına yoğunlaşmış bir enstitü olduğunu ve orada yaşamın kökenine dair çalışmalar yürüten Juli Pereto’nun da olduğunu söyledi. O esnada kalp atışlarım hızlandı. Ardından “İstersen bir gün birlikte oraya gidebiliriz, sizi tanıştırırım ve uygunsa laboratuvarını gezdirebilir.” dedi. O gece uyuyamadım. Sabaha kadar Juli Pereto’nun makalelerini inceleyip, videolarını izledim. Okudukça büyüleniyordum ve her sabah laboratuvara giderken “Ya Juli Pereto ile tanışmaya bugün gidersek?” diye ekstra heyecanla gidiyordum. Bununla yaşamak şey gibi… Platonik aşk.

Bir perşembe günü, sabah laboratuvara ilk girdiğimde, Pau ile karşılaştım ve aceleyle laboratuvardan çıkarken dönüp “Berfin! Saat 14 gibi geri döneceğim ve Juli’nin misafiri olacağız.” dedi ve çıktı. Sakince deney sonuçlarını kontrol etme işine devam ettim. Saat 14 olmak üzereyken önce üstümü başımı kontrol edip, not defterimi alıp, kapıda Pau’yu bekledim. Geldiğinde hemen çıktık ve kampüsün yemyeşil yollarından sohbet ede ede yürüyerek yeni açılmış olan sistem biyolojisi enstitüsüne gittik. Sohbetimiz esnasında Pau, bundan sonra her adımda ihtiyacım olursa yardımcı olabileceğini söyledi ve beni bir kez daha çok mutlu etti.

Binaya girer girmez beni duvarda dev bir bilim kadını çizimi karşıladı. O kadar güzeldi ki Pau’dan izin alıp fotoğrafını çektim. Yukarı çıktığımızda duvarları kaplayan kara tahtada çizimler, formüller, işlemler görünce daha çok etkilendim. Onun fotoğrafını çekmedim çünkü tam da o tahtadaki çizimlerin önünde Juli Pereto bizi bekliyordu. 60 yaşlarında, aşırı şık giyimli bir bilim insanıydı. Yakasında ammonit fosilinden bir broş vardı. Orada oturduk ve bana neler yaptığını ve laboratuvarını anlattı. Makalelerinden aldığım notları ve soruları ona sorma fırsatım oldu çünkü bir sohbet ortamı oluşmuştu, arından Pau da dahi olup bu konunun onun da ilgisini çektiğini söyledi. Orada bu ikili ile sabaha kadar kalabilirdim, İspanya’da yaşadığım en güzel anlardı belki de.

Ardından Juli laboratuvarı odasını görebileceğimi söyledi. Laboratuvar çok büyüktü ve master ve doktora öğrencileri çalışıyordu. Ardından, odasına geçtiğimizde beynimden vurulmuşa döndüm. Bütün duvarları birer kitaplıktı ve her yer büyük bir özenle dizilmiş kitaplarla doluydu. Üstelik çok büyük bir titizlikle her kitaplığı spesifik bir konuya ayırmış, kitapların yanı sıra biyolojik biblolar, oyuncaklar ve posterler ile süslemişti. Bütün bu güzel detaylara o kadar kapılmıştım ki etrafımda konuşulanları kaçırıyordum. Pau da odadan ve kitaplardan çok etkilenmişti. Bir sürü Astrobiyoloji, Evrimsel Biyoloji, Biyokimya kitabı vardı, başka bir evrene dalmış gibiydim. Bazı kitaplara o kadar yaklaşmıştım ki alıp inceleyebileceğimi söyledi, gerçekten çok güzel kitapları vardı. Odası cennet gibiydi.

Sona doğru…

Staj dönemim boyunca evrimsel biyoloji alanında daha fazla okuma yapmaya başlamıştım. Hayatım boyunca beni biyolojik evrim kadar etkileyen hiçbir şey olmadı henüz, bu nedenle okuduğum her şey bana çok büyük bir zevk veriyor ve spesifik olarak türler içerisindeki davranışların arkasındaki evrimsel mekanizmasını anlamak çok etkileyiciydi. Etrafımda, sorduğum sorulara yanıtlar veren ve derin sohbetlere daldığımız insanların olması bu süreci daha da güzelleştirmişti.

Son haftamda Zahida ile birlikte çok yakın olduğu bir Türk restoranı işletmecisi olan Şerif Abi ve ailesini ziyaret ettik. Çok sıcak insanlardı ve Zahida ile birlikte birçok diğer Türk öğrenci ile aile gibi olmuşlardı. Böyle bir ortamın bulunması yurt dışında okuyan bir öğrenci için eşsiz olmalı, ben staj dönemine kadar yaşadığım yalnızlıktan sonra kısacık bir görüşmenin ardından bile çok iyi hissetmiştim. Bunun sebeplerinden biri, restoranda efsane lahmacunların yapılıyor oluşu da olabilir… Valencia’ya gidip lahmacun veya meze yemek isterseniz “El Divan” bunun için en doğru yer. 🙂

Valencia’daki son günümde, Zahida ve Valencia’daki Türk öğrenciler ile Turia Park’ta kahvaltı yaptık. Turia Park’a zaten aşık olmamak elde değil, baştan başa kuş cıvıltılarıyla yürümeyi o kadar özledim ki…

Valencia benim için İspanya’nın en güzel, en estetik yeri ve sanırım İspanya’da özlediğim tek şey Valencia sokaklarında yürümek.

Son sınav dönemime çok az kala staj yapmaya gittiğim için, kendimi hem staj hem araştırma hem de finallere çalışmayı aynı anda yapmak zorunda bıraktığım için hiç ama hiç pişman değilim. Bu stajın bana kattığı şey sadece bilimsel beslenme ve laboratuvar deneyimi değildi; sosyalleştiğimi, gezdiğimi, keşfettiğimi, eğlendiğimi hissediyordum ve bu bana çok iyi gelmişti. “Acaba yapabilir miyim, konaklamayı nasıl çözeceğim, sınavlarıma çalışabilecek miyim, arkadaş edinebilecek miyim, çalışmalara ayak uydurabilecek miyim” diye sorulara kapılmadan Pau’ya ilk maili göndermişim. Hem Pau ve Zahida gibi muhteşem insanlar tanıyıp onlarla çalıştım, hem çok güzel bir şehirde çok güzel bir enstitüde vakit geçirdim, birçok şey öğrenip keşfettim, karnıma ağrılar girene kadar gülebildiğim bir ev-lab arkadaşım ve bir nevi danışmanım oldu.

Bu yazıyı okuyan ve Erasmus öğrenim yapmayı düşünen öğrencilere, kesinlikle başka bir ülkeye gitmişken bir araştırmaya, laboratuvara dahil olmalarını, hiç çekinmeden mailler atarak araştırmacılarla iletişim kurmalarını, staj olmasa bile ziyaretler gerçekleştirmek için adımlar atmalarını öneririm. Ufkunuzun genişlemesinden öte, çok güzel bir network ediniyor, geleceğinize dair sağlam adımlar atmak için profesyonellerden fikir edinme fırsatı yakalıyorsunuz. Ben bundan da fazlasını edindim, bu nedenle çok mutluyum ve bunu kesinlikle tekrarlamak istiyorum.

Bu deneyimimi anlattığım yazının da sonuna gelirken, tüm bu süreci güzelleştiren harika öğretmen Zahida’ya sevgilerimi gönderiyor ve kocaman sarılıyorum.

Görselde Zahida ve ben varız. Parkta çimlere oturmuşuz, yan yanayız, ben bağdaş kurarak oturmuşum ve ellerimi de kucağımda kavuşturmuşum. Zahida ayaklarını uzatmış ve başını benim omuzuma koymuş. Eli de başının altında. Üstünde yeşil uzun bir elbise var ve saçları hafif açık kahverengi ve kıvırcık gibi, gülümsüyor, bembeyaz ve tatlı bir suratı var. Benim üzerimde pembe dinozorlu bir tişört ve siyah şalvar var.

Valencia’da son gün.

Bilimle kalın, sevgiler!

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

One Comment

  1. Tuncay Uravelli Eylül 5, 2019 at 4:07 pm

    Berfin merhaba, çok güzel bir deneyim yazısı olmuş, eline sağlık. Geçen sene bir dönem Valencia’da okumuştum ben de. Yazını okuduktan sonra şehrin hakkını tam olarak veremediğimi fark etttim. Gerçekten de İspanya’da üniversite öğrencisi olarak okunacak en güzel şehir sanırım. Başarılar.

    Cevapla

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir