Herkese tekrar merhaba! Evet farkındayım uzun zamandır İspanya maceram hakkında güncelleme yapmadım, çünkü yapamadım. Aslında yapamadım demem inandırıcı olmaz çünkü istersek yapabileceğimizi biliyoruz, daha çok içimden yazı yazmak gelmedi diyebilirim. Çünkü çok yorulduğum, modumun çok düştüğü, kendi sabrımla ve psikolojik sağlamlığımla sınandığım, çok kötü zamanlar geçirdiğim ve tek başıma her şeyin üstesinden gelmeye mecbur kaldığım bir dönem oldu. Şu an bu yazıyı yazıyorum çünkü daha iyiyim ve uzun zamandır yazmamışken, size karşı tamamen açık ve samimi olmayı önemseyen biri olarak, bu olan bitenden söz etmek ve bunların üstesinden nasıl geldiğimi, en azından psikolojik olarak nasıl daha iyi olduğumu anlatmak istedim. Hem belki benzer sorunlar yaşarsanız, yalnız olmadığınızı hatırlarsınız.

Bugün 1 Mayıs 2019. En son güncellemeyi Noel tatili dönüşü yapmışım, 5 Ocak’ta, yani ilk çeyreğin bitişine kadar sık sık blog yazmışım. Bu hafta ise üçüncü çeyreğin ilk haftası, yani ikinci çeyrekte hiçbir şey anlatmamışım ve bu hafta bahar tatilim bitti. Paskalya da diyebiliriz, yazıya tatilin başında başlamıştım, ama yayınlayamadığım için ve tatil boyunca da stajda olduğum için şimdi bitireceğim. Yani bu yazıya aslında iki hafta önce başlamıştım. Kronolojik olarak olan bitenden söz etmek istiyorum ve şu an ne yaptığıma da kısaca değinmek istiyorum. O zaman başlayalım.

Kapak görseli: Old Town’da çok güzel bir mekanda, Türkiye’den gelen iki arkadaşımla birlikte paella yerken mekanın hoş atmosferini ölümsüzleştirmek için çektiğim bir fotoğraf. 22 Nisan 2019.

Dönem başlangıcı ve sorunlar silsilesi: Oturma izni ve burs polemiği

Norveç’ten İspanya’ya döndükten sonra ilk finallerime girdim. Ocak ayının ortalarından söz ediyorum. Neredeyse hiç çalışmadığım ve dersleri çok az anladığım için derslerin hiçbirini veremedim, hepsinden 10 üzerinden 1.1 gibi bir not aldım. Ama bu dersten kaldığım anlamına gelmiyordu, akademik yıl bitene kadar her sınav periyodunda önceki periyotlarda yapılan sınavlara da tekrar girebiliyoruz. Ben de ikinci dönem de burada kalıp, tüm derslerimi vermeyi düşündüm. Bu öncelikle çok sağlıksız bir karar, bunun farkındayım.

Öğrenemediğim bir dil yüzünden bir dönemlik dersleri veremeyip, Türkiye’ye dönmek yerine buradaki eğitim süremi uzatıp ikinci dönemden de ders alıp, birinci ve ikinci dönem derslerini birlikte vermeyi düşünmem kesinlikle çok sağlıksız. Ama imkansız değil, ki benim için önemli olan da bu. Bu nedenle totalde 7’yi bulan ders sayısı ile yeni döneme başladım. Başta motivasyonum çok yüksekti ama konuların derinliği ile yer yer kendime olan güvenimin sarsıldığı oldu.

İkinci çeyreğin başında, ikinci dönem uzatması için Türkiye’deki okulumdan burs kabulünü ve İspanya’daki okuldan da eğitim kabulümü aldım. Dönem başladığı zaman, İspanya vizem Nisan’da biteceği için Türkiye’deki okul bana bursumu yatırmak için tüm dönemi kapsayan bir vize veya oturma izni istedi. Bu, bana devasa bir sorun yaratmıştı. Çünkü bunu daha önce söyleselerdi oturma iznine erkenden başvururdum, çünkü oturma izninin elime ulaşması uzun sürüyor ve onlar bana ikinci dönem başladığında haber veriyor, oturma iznini alana kadar burs alamamam demek bir felaket demek çünkü ilk dönemden hiç param artmamıştı. Aslında artırmıştım, fakat onunla da Nisan’da gitmek istediğim Barcelona’da bir haftalık konaklama rezervasyonu yapmıştım. Elçilik bana başvurumu vizemin bitişi süresinden 60 gün önce yapabileceğimi söylediği için başvurumu Mart’ta yapmayı planlıyordum.

Okulumla uzun mailleşmeler sonucu bu uyarıyı erken yapmadıkları ve bunun benim hatam olmadığı konusunda hemfikir olduk ama ancak ikinci dönem başladıktan 1 ay sonra bursumu alabildim. O bir ayda nasıl beslendiğimi, zaten stresli bir ders çalışma temposuna girmişken ve oturma izni derdine düşmüşken nasıl öfkeli ve sağlıksız olduğumu size anlatmak istemem.

Dil kursuna başladım! Ama sınav haftasında.

Norveç’ten döndükten sonraki sınav periyodum 2 haftaydı. Yani yeni dönemin dersleri başlamadan önceki 2 hafta finallere girdik, ben ise o iki haftada aynı zamanda İspanyolca dil kursuna başladım. Bu kursu okulun dil servisi sadece 2 hafta için ücretsiz olarak veriyordu, devam etmek ise ücretliydi. Bana iyi hissettiren tek şey oydu o zamanlar, kursta arkadaşlar edinip dilimi geliştirip iyi vakit geçiriyordum, bazı günler derslere gidemediğim oluyordu çünkü sınav haftasında olduğum için sınavlara gitmem gerekiyordu ama genel olarak harika bir kurs deneyimi oldu benim için. Sahaya çıkıp sokakta, pazarda, müzede konuşma ve insanlara sorular sorup yanıtlarını not etme gibi görevlerimiz oluyordu. O hiç çalışmadığım ve modumu yerin dibine sokan sınavların içinde resmen terapi gibi gelmişti.

Sınavlar konusunda beni geren bir diğer şey, yetersiz bilgi sahibi olmam, hocaların bana kaba davranması ve sınıftakilerin bana yardım etmemesiydi. Sınav saati, sınıfı değişirdi ve kimse bana haber vermediği için en önemli sınavıma 20 dk geç girip sınavı nefes nefese yapardım mesela. Üstüne hoca sınıfın ortasında rencide ederdi geç kaldığım ve sınavı önemsemediğim için. O iki hafta sınavlar ve dil kursu ile geçmişti ama aynı zamanda çok hastaydım, Norveç’ten döndükten sonra 2 hafta boyunca iyileşemedim, gerçek bir kuzey soğuğu nasıl yenir bunu anlamış oldum.

İlk dönem beni çok yoran bir ders ile vedalaştım

Derslere iyice daldıkça, bütün bu dersleri tek dönemde veremeyeceğimi düşünerek bana en uzak olan dersi droplamaya karar verdim. Yani o derse devam etmeyecektim. Bu da ilk dönem aldığım İmmunoteknoloji dersi oldu. Bu derse daha fazla çalışmamaya ve sınavına girmemeye karar verdim. Hala da pişman değilim, bence iyi bir karar oldu. Üzüldüğüm tek şey, bu ders için ilk dönem çok vakit harcamış olmam ve laboratuvarında resmen perişan olmamdı fakat beni zorlayan ve ilgimi çekmeyen bir konu için daha fazla vakit ve emek verip bütün derslerimin notlarını düşürmek istemedim.

İspanya için oturma izni almak mı yoksa işkence mi?

Oturma izni başvuru süreci beni o kadar yıprattı ki, belediye binasına gittiğim ilk gün “keşke Türkiye’ye dönseydim” dedim. Bunu kolay kolay demem. Bir iki günde biten bir işlem değildi, hatta; Şubatta başladığım oturma izni işlemleri sonucu, Mayıs olmamıza rağmen hala oturma iznim elime ulaşmadı. Hatta vizemin bittiği günden önceki gün, ertesi sabah Türkiye’ye en ucuz şekilde nasıl gelirim diye düşünüp çok geriliyordum. Çanta hazırlamıştım hatta. Sabah erkenden tekrar göçmen ofisine uğrayıp, Türkiye’ye gitmeme gerek kalmadığını öğrenmiştim

Bu süreç şu açıdan sıkıntılıydı, herkes İspanyolca konuştuğu için beni bilgilendirmesi gereken insanlardan bilgi alamıyordum. Birkaç evrağı bir araya getirene kadar haftalarca, hafta bir iki gün sabah okula gitmeden önce şehrin dışındaki göçmen ofisine gidiyordum. Her gidişimde bir şey çıkıyor, onu tamamlamaya çalışıyordum. Bu yüzden bazı sabahlar derslere geç kalıyor, bazen de yorgunluktan odaklanamıyordum. Ama şunu söylemeliyim ki, dönem başından beri gerçekten olağanüstü bir çalışma temposu içerisindeyim. Yani anlamadığım, yetişemediğim her dersi sabahlara kadar çalışarak telafi ediyorum. Şu an en az çalıştığım günlerde bile en az 6 saat çalışmış oluyorum. Normal bir günde çalışma sürem ise 10 saat.

Gündüz ders aralarında notları İspanyolca’dan İngilizce’ye çeviriyor, akşam ve gece beynim daha iyi çalışıyorken de notları daha büyük dikkatle okuyor ve ek kaynaklardan araştırarak kendi notlarımı yazıyorum. Bu şekilde ilk dönemde bana öğrenmesi dilden bağımsız bir şekilde zor gelen derslerin aslında ne kadar zevkli ve kolay olduğunu fark ettim, tabii 10 saat sonunda anladığım konuya “haa kolaymış” demem çok saçma. Kolay olsa daha hızlı anlardın. Anlayınca her şey kolay. Ama bu süreçte iyi giden tek şey, derslerimi anlamaya başlamam, çok çalışmam ve bu çalışmanın beni besleyerek beni iyileştirmesi. Kesinlikle bu.

Derslerin notlarını çeviriyorum demişken, hepsi için ayrı bir doküman hazırlayıp derse en baştan İngilizce notlar yazıyorum ve araştırarak ek notlar ekliyorum dedim ya, sonradan aklıma başka bir fikir geldi, dönem sonunda bu notları derslerin hocalarına gönderip “İleride İspanyolcası iyi olmayan yabancı bir öğrenciniz olursa, ona bu notları verebilirsiniz.” diyeceğim.

Yeni ev, ölü bir mahalle

Oturma izni, ders telafileri ve parasız burs bekleme konularına değindiğime göre ani bir şekilde taşınmaya karar verip ev arayıp bir hafta içinde taşınmak zorunda kalışımı da anlatayım. Aslında zorunda kaldım demek doğru olmaz, çünkü taşınma sebebim evin merkezde olması ve merkezde olduğu için çok pahalı olmasıydı. Ben ise yoğun bir çalışma temposuna girdiğim için sadece odamda ve kütüphanede vakit geçirdiğimden merkezde oturup şehrin güzel ve eğlenceli tarafında olmama gerek yoktu çünkü zaten dışarı çıkamıyordum ve bunun üzerine fazla para veriyordum. Üstünde bir de elektrik faturaları da ev sahibimizden ötürü çok yüksek gelince, son elektrik faturasını aldığım hafta evden çıkmaya karar verdim.

Ben ve ev arkadaşım fatura yüksek gelmesin diye en soğuk günlerde bile ısıtıcıyı çalıştırmıyorduk! Kendisi de zaten o ay sonunda evden çıkacaktı ve tek arkadaşım o olduğu için, o da gideceği için, ben de taşınmaya karar verdim. Bu kararı verdikten 3 saat sonra internette gördüğüm bir evin sahibine mesaj attım ve iki gün sonra evi görmeye gittim. Aynı gün kontrat imzaladım ve hafta sonu ise taşındım.

Benden bir hafta sonra da eski ev arkadaşım tatil için memlekete döndü. Yani yeni bir evde, arkadaşsız yaşıyorum. Arkadaşsız dediğim; evde 2 kız var benim dışımda ama arkadaş değiliz ve sadece selamlaşıyoruz. İkisi çok samimi ayrıca, iki yıldır bu evde birlikte yaşıyorlar. Yeni evimi ve odamı sevdim, sadece ruhsuz, çünkü içinde sadece ders çalışıyorum ve tek amacım derslerimi geçip eve dönmek. En azından ucuz ve okula yakın, sadece ölü gibi ama ihtiyacım olan çoğu şey yakınımda, market banka vs… 4 gün sonra bu evdeki ilk ayımı dolduracağım ama burada olmayacağım çünkü 3 gün sonra Valencia’ya gidiyorum, bahar tatilim boyunca orada olacağım! Evet siz de sonunda iyi bir şeyden söz ettiğim için seviniyorsunuz değil mi?

İlk laboratuvar stajıma başlıyorum!

Belki diğer yazılarımdan birinde söz etmişimdir, bahar tatilimde staj yapmak üzere Valencia Universitesi’ne gidiyorum. Bunun için gerçekten çok heyecanlıyım, çünkü düşünsenize, aylardır ev-okul dışında bulunduğum bir ortam, ders çalışmak ve derse girmek, evrak işleri yapmak dışında da yaptığım hiçbir şey yok. Fakat şimdi, aşırı güzel bir şehirde, İspanya’nın en iyi okullarından birinde harika bir laboratuvarda inanılmaz muhteşem bir hoca ile çalışacağım. Hocaya inanılmaz muhteşem deme sebebim bu kadar sıcak ve yardımsever bir akademisyenin var olduğuna hala inanamamam. Kendisi en az benim kadar heyecanlı, bana çok yardımcı oluyor ve daha gitmeden bana çok şey kazandırdı.

Üstelik sadece bir deneyde değil, farklı deneylerde de yer alabileceğimi söyledi ve şu an sürdürülen birkaç araştırmanın makalelerini gönderdi. Kendisi, ben söylememişken, farklı teknikler öğrenmemin iyi olacağına değindi. Gerçekten o kadar heyecanlıyım ki, bunun için minnettarım. Bundan önce yaşadığım zorlukların hiçbirini şu an umursamıyorum bile, gerçekten güzel bir şey olduğunda yaşadığım her şeyin buna değdiğini düşünüyorum. İspanya beni çok yordu ama bu sadece onun suçu değil, benim tercihlerim de bu olanların sorumlusu. İspanya sadece her ülke gibi yapması gerekeni yapıyor, dilini konuşman, eğitim sistemine ayak uydurman, kuralları biliyor olman ve uyguluyor olman gibi gibi… O nedenle bu sefer İspanya’ya kendini sevdirmesi için bir şans doğdu. Ulan çok heyecanlıyım ya.

Öyle işte…

Evet aslında genel olarak sıraladığımda daha fazla şey yazmak istemiyorum sanırım. Bundan çok daha fazlası oldu ama sürekli şikayet etmek istemiyorum. Sadece çok gergin ve yorgun olduğum bir dönemdi ve birden fazla sorunla aynı anda uğraşmak çok yıpratıcıydı. Normalde belki bu kadar yorulmazdım da, yalnız olmak da ayrı bir sorundu. Tabii ki bir şeyleri benimle birlikte sırtlayacak birinden söz etmiyorum ama insan havadan sudan konuşmayı bile özlüyor. Eskiden yakın olduğum arkadaşlarım bu dönemde bir bir kendi hayatlarına odaklanınca sıradan bir muhabbet isteme samimiyetini bile hissedememiş olabilirim. Aslında bu biraz benim hatam, yalnızlığı kabullenip çıktığım yolda yakın arkadaşım olmadığı için veya yanımda olmadığı için şikayet etmek yapacağım en son şey olmalı. Zaten bu açığı film izleyerek kapattım. Çok fazla film izledim ve fantastik hikayeleri sevmeye başladım, sanırım beni günlük hayattan kopardıkları için.

Bunlar dışında olanları düşündüğümde aklıma bursumu çektiğim kartın bloke olması ve yurt dışından bunu halledemiyor oluşum ve haftalarca uğraştırması, stres atmak için gitmeyi çok istediğim ve benim için ciddi olan bir miktarda para verdiğim bir festivali lanet otobüsler çalışmadığı için kaçırmam ve para kaybedip daha fazla stres olmam, derslerimin hocalarının bir bir dönem projesi verip benden yapamayacağım şeyler beklemesi ve gerçekten de yapamamam ve grup arkadaşlarıma hep mahcup olmam, yazın yapmak istediğim  bir araştırma için büyük hevesle başvurup çalışmak istediğim hoca ile Skype görüşmesi bile yapıp ondan olumlu bir yanıt aldıktan sonra günlerce aslında bu araştırmayı yapamayacağımı ve yetersiz olduğumu düşünüp kendimden nefret edip depresyona girmem, bunu hocayla paylaşana kadar kendimi bitirmem, sınavlara çok az zaman kala tam gün laboratuvarda çalışacağım bir staja başlayacak olmam gibi küçük, şirin gerginlikler hiç peşimi bırakmadı. Türkiye’yi çok özlediğimi eklememe gerek yok ama; söyleyip söylememe arasında kaldığım bir şey daha, her şeyin ardından babaannemi kaybetmek ve eve gidememek, ailemin yanında olamamak bana çok kötü günler yaşattı.

Ama bu staja gelmekle çok iyi etmişim.

Şu an stajı bitirmek üzereyim. Sınav konularım da bitmek üzere, sadece daha yoğun bir döneme giriyor olacağım çünkü İspanya’daki son 43 günüm. Sınavlarım 5 Haziran’da bitiyor, 13 Haziran’da ise Türkiye’ye dönüyorum. Şu an her şey yolunda, çalışma tempomdan, laboratuvar deneyimimden, birlikte çalıştığım ve tanıştığım yeni insanlardan dolayı çok mutluyum. Hayat nasıl olursa olsun, beni hep iyi insanlarla karşılaştırıyor. Benim hep daha ileri gitmemi sağlıyor. Her şey hep zor, ama hep daha iyisi için zorluk çekiyorum. Bu nedenle mutluyum.

Stajımdan ve nasıl geçtiğinden söz edeceğim bir yazı yazabilirim, eğer isterseniz yorumlarda belirtmeniz yeterli. Özetlemem gerekirse, tanıştığım insanları, çalıştığım konuyu ve özellikle Valencia’yı çok sevdim. İspanya’ya dair sevdiğim tek şey olabilir şu an.

Buraya her zaman yazabileceğimi, ne kadar zaman geçerse geçsin içimi dökebileceğimi ve çok kimse okumasa da bir kişinin bile okuyacağını ve bir ihtimal, bir gün kendini yalnız hissettiğinde daha güçlü hareket etmek için motive olacağını bilmek güzel bir his.

Sevgiler!

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

11 Yorum

  1. Güzel bir pazar günü okumak için ayırdım bu paylaşımını. Yine de kıyısından köşesinden bakmadan edemedim.
    Selamlar, sevgiler.

    Cevapla

    1. Güzel bir pazar günü tadınızı kaçıracak olmam beni üzüyor ama umarım tadınız kaçmaz. :’) Teşekkür ederim, selamlar, sevgiler.

      Cevapla

  2. Sürekli iyi insanlarla karşılaşman dileğiyle başarılar dilerim.Çok özledim

    Cevapla

    1. Teşekkür ederim babacığım, ben de çok özledim.

      Cevapla

  3. İspanya seni yordu ama çok da güçlendirdi Berfin. Yurt dışına çıktığında (tatil için gitmediğin sürece) nereye gidersen git hiçbir şey kolay olmaz. Hele ki diline hakim olmadığın bir ülkede. Emin ol, sen çok şeyi başardın, bunu dönünce ve bir süre geçince çok daha iyi anlayacaksın.
    Babaanneni mi kaybettin, doğru mu anladım? Nur içinde yatsın…

    Cevapla

    1. Teşekkür ederim Sema Abla, şimdi bile hissediyorum çok değiştiğimi, dediğiniz gibi. Evet babaannemi kaybettik. Sağ olun.

      Cevapla

  4. Berfinciğim çok naif ve bir o kadar azimli göründün bana.Başaramayacağın şey olmadığını hissediyorum. Yaşadığın bütün zorluklar merdivenin tepesine ulaşmanı sağlayacak birer basamak . Yolun açık olsun ,kalbim seninle…

    Cevapla

  5. İlk çeyrekten,üçüncü çeğreğe kadar geçen zamanı kısa, öz anlatmanız.
    Tüm zorlukların karşında, başarılarınızın devamını dilerim.

    Cevapla

  6. Merhaba Berfin! Yazıların ve öğrenme aşkın bir kez daha bana ilham oluyor. Lütfen kalbini temiz tut ve her şeyi atlatabileceğini unutma. Seviliyorsun 🙂

    Cevapla

  7. Merhabalar
    Hayat hiç bir şeyi asla altın tepside sunmaz bazı insanlara. Onlar tırnakları ile kazarlar derin kuyuları. Kazdıkları o kuyularda bazen çok sert kayaçlara denk gelirler ama bu, o insanları demoralize etmemeli.. midelerine kramplar girer ve o kayaçtan kopardığı/koparamadığı her bir parçanın acısını beyin hücrelerinin her bir zerresine kadar his ederler… Ama asla pes etmezler çünkü geleceğe dair hayalleri vardır onların…

    Demiyormuydu ďüşünür ; “Eğer bir hayal sizi yeteri kadar korkutmuyorsa o hayal o kadar da önemli değil” diye.

    O yüzden sınırlarınızı zorlayın ..
    yere düşün.. psikolojik olarak dağılın..bitin.. ama asla pes etmeyin…yeniden başlayın ve asla durmayın..

    Başarılarınız ve hayalleriniz daim olsun..

    Ailevi Kaybınız için ise rahmet diliyorum..

    Cevapla

  8. Merhaba Berfin ben de Barcelona ya staja geleceğim bu yaz. İnternetten araştırırken sana denk geldim, tesadüfen bu yazını okuyorum. Gitmeden önce böyle zorluklarla karşılaşacağımı tahmin etmiştim lakin bunları yaşayan birinden okumak beni germedi değil hani 🙂 Tebrik ederim, yılmamışsın, Türk kadınının ne kadar güçlü olduğunu göstermişsin. Stajın ile ilgili yazacağın yazıyı mumla çekiyorum. Başarılar diliyorum . Bol şans …

    Cevapla

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir