Merhabalar! Uzun bir aradan sonra biten tablo ve yazı yazmak için bulunan fırsat vesilesiyle tekrar buradayım. Bu süre içerisinde vizelerimi verdim, eve döndüm, bir haftada bir tabloyu bitirdim, okula döndüm ve finallere hazırlanmaya başladım. Bugün nihayet bitmiş olan bu tablo ve sanatçısı hakkında yazacağım. Gustav Klimt ve “The Tree of Life“, yani Hayat Ağacı.

Gustav Klimt Kimdir?

Gustav Klimt, 1910

Gustav Klimt (14 Temmuz 1862-6 Şubat 1918), Avusturyalı bir ressamdır. Eserlerinde genellikle kadın bedeni kullanıp, zarif bir erotizm kullanan sanatçı, aşık olduğu kadını da sık sık model olarak kullanmış. Tablolarında geometrik ve asimetrik detaylar fazlasıyla göze çarparken bu detayları ince dekoratif süslemelerle yaptığını ve bu süslemelerin bazı tablolarda saf altın kullanılarak yapıldığı detayını atlamayalım.

Genç yaşta sembolizm ve Art Nouveau akımlarından etkilenmiş, eserlerini bu akımlar doğrultusunda oluşturmuştur.

“Hayat Ağacı”

Hayat Ağacı, bir çok gelenekte Cennet ve Dünya arasındaki bağlantıyı ifade etmek için kullanılan bir semboldür. Neredeyse bütün inançlarda benzer şekilde varolan bu sembolü Mısır mitolojisinde Osiris ve Isis temsil ederken Babil inancında tin-tir-ki, Mayalarda “Tamoenchan” olarak bilinir. Hayat ağacının farklı uygarlıklarda ve inançlardaki anlamını buradan okuyabilirsiniz.

Dalların gökyüzüne ulaşmış olmasını bir çok ideoloji, “hayat köklerinin gökteki güçle bağlantısı” olarak açıklar.

 

Gustav Klimt’in “Hayat Ağacı” adlı eseri.

Gelelim Klimt’in bu muhteşem eserine… Şu an, Viyana, Avusturya’da Uygulamalı Sanatlar Müzesi’nde sergilenmektedir. Klimt bu tabloyu 1909 yılında friz olarak özel siparişle yapmıştır.

Tablonun sağ tarafına baktığımızda, bir erkek ve bir kadının sarılması resmedilmiş ve sol tarafında ise mumya portrelerinden esinlenilerek resmedilmiş bir kadın durmakta.

Dönen dallar, hayatın ilerlemeye devam ettiğini temsil eder. Dallardaki bu kıvrımlar, hayatın karmaşıklığını ve aynı zamanda bu karmaşıklık içindeki düzeni ifade eder. Yine dallar yeraltından yeryüzüne kadar uzanarak, yeraltı-yeryüzü-cennet arasındaki ilişkiyi anlatıyor.

Klimt’in resmettiği Hayat Ağacı’nın gövdesi.

Klimt’in resmettiği ağacın gövdesindeki kuşa dikkat edin. Kapkara bir kuş. Dalların başladığı yerde duruyor. Bu kuşun, ölümü temsil ettiği düşünülür. Her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi sonunun da olduğunu ifade ediyor.

Gelelim benim çalışmama. Hayatımın en zor dönemine… (geçmişi oynatınca çalan ses efekti)

Ablam bu yaz yeni bir eve taşındı. Bir gün, kendisine ev hediyesi olarak bir tablo yapıp yapamayacağımı sordu ve ben de yapabileceğimi söyledim. O ara, üniversite sınavı sonuçları açıklanmıştı ve tercih falan veriyorduk… Bir gün eve, elinde 70×100 boyutunda bir tuvalle geldi. Tabii, ben şok!

Benim boyum bile 120 falan yahu, nasıl bu kadar büyük bir tabloyla çalışabilirdim?! Üstelik en son 9. Sınıfta tuval üzerine çalışmıştım.

Tuvali aldım karşıma… Ve bir süre bakıştık. O ara üniversite için hayatımın en kötü tercihlerini yapıp vermiştim. Sonra bilin bakalım ne oldu, yerleştim.

19 Eylül’de okulda olmam gerekiyordu. Ama hala, tuval tam da şu durumdaydı;

Şaheserim. Soyut bir çalışma.

Birkaç çizim denedim fakat kafamda hiçbir fikir yokken bir hafta kadar kısa bir sürede bir şey yapmam imkansızdı, üstelik bu boyuttaki bir tuvale.

Biyoloji öğretmenim Melik Hoca’ya mesaj atıp fikir istedim. Kendisinin müthiş başarılı özgün çalışmaları var. Bana, Hayat Ağacı’nı 4 gün gibi kısa bir sürede bitiremeyeceğimi söyledi. Ben de, “İzleyin ve görün!” dedim.

Bitiremedim..

Üniversiteye başlamak için evden ayrıldığımda tablo şu haldeydi;

19 Eylül 2016

“Hocam…” dedim, “You were right…”

4 gün için iyi bir ilerleme olduğunu söyledi. Ee, dört gün boyunca bir gece bile uyumadım. Valiz hazırlamakla veya kurban bayramı telaşıyla ilgilenmedim. Ama yine bitmedi.

Okula gelip, vize dönemine kadar Afyon’da kaldım ve vizeleri verdikten sonra tabloyu bitirmek için Mardin’e döndüm, sadece bir hafta kalacaktım. Tabloda çok fazla detay olduğu için bir haftanın yetmeyeceğini düşündüm ama ne kadarını yapabilirsem yapayım, o tablo bu sefer bitecekti.

Hiç dinlenmeden, vizelerin ardından daha yoğun bir tempoyla hem tabloyu yetiştirmeye çalıştım, hem de akraba ziyaretlerini tamamladım. Bu sefer bitmişti… Yola çıkacağım günün sabahı, vernik ile kaplamaya başladım ve otobüse son yarım saatte yetiştim. Bir daha böyle bir temponun içinde büyük sorumluluklar almayacağım.

Tablo yuvasına ulaşmış. Duvara pek de yakışmış. Ama baktıkça aklıma sadece uykusuz geceler geliyor… Gençliğimi yedin Klimt…

Çalışmanın son hali.

Umarım uykusuz gecelerin hakkını verebilmişimdir. 🙂

Yapımda ve yayında emeği geçen ve destek veren herkese teşekkürler…

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

One Comment

  1. Arin ile odaya gelerek, tablo hakkında bulunduğumuz münakaşaların etkisinden hiç bahsetmemişsin. Ama dert değil.
    Viyana’ya döndüğümde orjinaline gidip selamını iletirim.

    Cevapla

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir