Nihayet bu yazıya başlama cesaretini gösterdim.

Burada size; sürekli söz ettiğim hatta sosyal medya hesaplarıma göz attıysanız sizin de çok sık görebileceğiniz, ve beni takip ediyorsanız görmeye devam edeceğiniz Umut Yıldız hocam ile tanışma hikayemi anlatacağım. Tabii öncesinde biraz kendisinden söz etmek istiyorum.

Dr. Umut Yıldız, NASA’ya ait Jet Propulsion Laboratory (JPL)’de derin uzay iletişimi ve astrofizik alanlarında çalışmakta olan bilim insanıdır. Çalışma konuları arasında yıldız oluşumu ve büyük veri analizi ile bilgi madenciliği vardır.  37 yaşındadır, evli ve dünyalar tatlısı bir kız (Dudu Lala <3) babasıdır.

Kendisi hakkında şimdi bilgi vermek yerine, kendisi hakkında doğum günü sürprizi olarak hazırladığımız Vikipedi sayfasının linkini bırakıyorum. Bıraktım. (Edit: Bu yazıya başladığım gün Wikipedia Türkiye’de engellendi. VPN kullanan veya ne bileyim, bir yolunu bulanlar göz atabilir. Hiç olmadı, yazıyı yayınlamak için Wikipedia erişiminin açılmasını beklerim.) (İkinci edit: Bekleyemedim.)

İşi, başarıları ve çalışmaları hakkında bilgi edinmeniz için yeterince röportaj ve yazı var, tüm sayfalar gibi kendisi hakkında aynı şeylerden söz etmek yerine ben kendisinin bize karşı nasıl bir hoca olduğundan, naif kişiliğinden ve fedakarlıklarından söz etmek istiyorum. Tek tek saymayacağım… Sadece tanışma hikayemizi ve sizin görmediğiniz şeyleri anlatacağım. Bu şekilde kendisini zaten çok iyi tanımış olacaksınız.

Evet.. Başlıyoruz. Sene 2015, 23 Ağustos (neredeyse 2 yıl oldu) ve günlerden Pazar. Yeni evine henüz taşınmış abimin yerleşmesine yardım etmek için İstanbul’dayız. 12. sınıfa geçtiğim yaz bu, sınava gireceğim ama çalışmaya dair henüz bir ışık yok bende. Arada köşeye çekilip bir iki problem çözer, sonra gün boyu internette vakit öldürür, yabancı dizi ve bazen de belgesel izlerdim. Cosmos ile o günlerde tanışmıştım.

Facebook’ta gezinirken, dahil olduğum bir mizah grubunda paylaşılan gönderiler sık sık ana sayfama düşerdi, genelde sıkıcı ve saçma gönderiler olurdu. Bir iki komik paylaşım göreceğiz diye diğer sıkıcı paylaşımlara katlanırdık. Bir gün, ana sayfaya bu grupta paylaşılmış ilginç bir gönderi düştü, Doğukan adlı biri (daha sonra çok yakın arkadaş olacaktık) evrenin sonsuzluğu ve bizim ne kadar küçük olduğumuzla ilgili bir yazı yazmış ve paylaşmıştı. Okuyunca ilgimi çektiği için ve o grupta böyle biri olduğu için çok şaşırmıştım. Hemen yorum atarak kendi düşüncelerimi yazdım uzun uzun. Doğukan o gün ne olduysa arka arkaya bilimsel gönderiler paylaştı. Gruptakiler bundan sıkılıp her gönderinin altında “Sus artık” gibi yorumlar atıyordu. “Eee bize ne bundan”, “Grubumuz sadece mizah gönderilerine açıktır Doğukan Bey” gibi kendini komik sanan insanların saçma yorumları artmaya başladı. Doğukan son gönderisinde, Twitter’da denk geldiği Umut Yıldız’dan söz etmişti, “Bu abi NASA’da astrofizik çalışıyor.” diye. Tabii, sonra gruptan çıkarıldı. 🙂

Ben de Doğukan’a mesaj atıp, ilgilendiği ve merak duyduğu konularda yalnız olmadığını, aslında oradaki herkesten daha mantıklı düşündüğünü söyledim. Doğukan benden küçüktü, bir ya da iki yaş. Bundan sonra Umut Hoca hakkında konuşmaya başladık, bana kendisine yazmamı önerdi. Kendi mesajlarına yanıt vermemişti ama yine de şansımı denememi söyledi.

Aklıma, hedefimi belirleme konusunda yaşadığım sıkıntılar geldi ve Umut Yıldız’ı Twitter’da bulup, 100 yıllık yalnızlığım sona ermişçesine içimden geçen her şeyi yazdım. Her şeyi. Yazdıktan sonra, yanıt verme ihtimali varsa bile yok etmiş olabileceğimi düşündüm.

Kozmoloji ile, evrenle ve yaşamın başlangıcı ile ilgili çalışmak istediğimi biliyordum ama o gün Umut Hoca’dan haberdar olarak, ona bunları yazarak aslında ne istediğimden emin olmuş oldum. O başarmıştı, bana bir yol gösterebilirdi.

Derken… sadece bir kaç dakika içerisinde bir yanıt aldım! Daha sonra Doğukan da sorularının yanıtını aldı.

“Hayat, senin hayatın”

Ben yanıtı aldım ya; “İşi var mı, acaba vaktini çalıyor muyum?” diye düşünmeden, aldım gazı yazmaya devam ediyorum. Yaram kanıyor resmen. “Hocam ben bilim insanı olmak istiyorum, bundan sonra bunun için elimden ne geliyorsa fazlasını yapacağım, ne gerekiyorsa yapacağım, karşımdaki her yolu deneyeceğim” falan, resmen başını şişiriyorum. İlginç bir şekilde yanıt veriyor, hevesimi görünce susturmadan daha fazla motive etmeye başlıyor. Ben var ya, hayatımda böyle bir şey görmedim. “Gelişmelerden haberdar et muhakkak!” diyerek mail adresini verdi.

Evet, ekran görüntüsünü hala saklıyorum.

Kendisini Facebook üzerinden eklemiştim fakat çok fazla arkadaşlık isteği geldiği için hepsine bakamıyordu. Bana isteği geri çekmemi söyleyip profilimin linkini istemiş, kendisi tekrardan arkadaşlık isteği göndermişti. Kendimi Carl Sagan ile tanışmış minik Neil deGrasse Tyson gibi hissetmiştim.

Yaklaşık 10 gün sonra, Twitter’da bir tweet dolanmaya başladı. Bir ilkokul öğrencisi, günlüğüne astronot olmak istediğini yazmış, sanırım abisi veya öğretmeni de fotoğrafını çekip Twitter’a koymuştu. Bu tweet dönüp dolaşıp, Umut Hocaya ulaştırıldı. Umut Hoca, “Kendisi bana yazabilir, konuşuruz.” demişti. Ben de nasıl bir ruh haline büründüysem, o çocuğun yazdıkları beni çok etkilemişti ve aslında herkesin o yaşlarda bu tarz hayalleri olduğunu düşünmeye başlamıştım. Çoğumuz çocukken en azından bir kere astronot olmayı çok istedik. O kıyafetin içine girmeyi, Dünya’yı yörüngeden izlemeyi ve o boşlukta süzülmeyi. Ama büyüdükçe bu istek yerini daha sıradan mesleklere bırakmaya başladı. 

NE KADAR MÜTÜŞ, ISN’T IT?

Bu konuya dikkat çekilmesi çok güzel olurdu diye düşünerek, 3. sınıftaki “ben”e dönerek, Umut Hocaya bir de o yaşımdan mektup yazdım. Ardından bunu paylaştım.

TAMAM. TAMAM. Komik değil, biliyorum. Yaşıma, ya da ne bileyim heyecanıma falan verin.

Ama o an, sosyal medyada çocukluktan gelen mektupların yayılması fikri çok müthiş geldi bana ve tabii Umut Hoca’nın paylaşmasıyla amacımıza ulaştık diyebilirim. Bir kaç mektup daha yazılmış ve Umut Hoca etiketlenerek paylaşılmıştı.

 

“Umarım daha fazla insana, gence ulaşır” diye düşünürken Umut Hoca mesaj atarak çoktan haber olduğunu söyledi. İçimdeki hödük aniden HADİ CANIM? diye bağırdı. Ama gerçekten olmuştu.

Sonraki bir hafta içinde Umut Hocaya 300’e yakın mektup yazıldı ve paylaşıldı. Hepsi birbirinden güzel insanların birbirinden güzel hayallerinden söz ediyordu. Türkiye’de büyük hayalleri olup da gerçekleştirme motivasyonu bulamamış ne kadar insan varmış, diye düşündüm. Çoğu hala ortaokul ve lise öğrencisiydi, veya üniversiteye yeni başlamışlardı ve hala istedikleri yolu çizmeleri için vakit vardı. Hepsi Umut Hoca ile tanışmanın büyük bir şans olduğunu düşünüyordu, çünkü Umut Hoca hepsine tek tek dönüş yapmak için elinden geleni yapıyordu. İşini gücünü bırakıp üşenmeden, sıkılmadan herkese dönüş yapıyordu. Sanırım kendisinden aldığım ilk ders bu oldu;

Birilerinin hayatına dokunma şansın varsa, üşenme.

Daha sonra, büyük bir fikrinin olduğunu söyledi; tüm mektupları konularına göre kategorilere ayıracak ve bir video çekerek mektuplara yanıt verecekti. Üstelik bunu yapmasını Holywood’da yapımcı olan bir arkadaşı önermişti.

Videolar çekildi ve yayınlandı. Tam da şuradan izleyebilirsiniz.

Birçok haber sitesi, Türk bilim insanına yağan mektupları yazıyordu. Çok kısa bir süre sonra Müfit Abi ile tanıştık, kendisi güncel bilim ve teknoloji haberleri yazan DijitalX.com‘un editörü olur. Umut Hoca ile zaten tanışıyorlardı, bu konuda bir röportaj dizisi hazırlamaya karar vermişlerdi ve bu röportajların biri benimle olacaktı. Hayatım boyunca başka hiçbir olayda bu kadar heyecanlanmamıştım. Belki ilk kez lunaparka gittiğimde olabilir, ama bu ondan fazlaydı.

Umut Hoca ile yaptıkları röportajın başlığı tam olarak şuydu; “Mars’a giden ilk Türk, bir kadın olabilir”. Daha sonra mektupları dikkat çeken Çiğdem‘in röportajı “Mars’a giden bir astronot olmak hayal değil.” başlığıyla, Enisa‘nın röportajı Mars’a gidemezsin demeleri inancımı güçlendiriyor” başlığıyla ve benle yapılan röportaj ise “NASA’daki Mardinli olmak istiyorum” başlığı ile yayınlandı. Böylelikle ilginç bir şekilde 2015 yılında, 16 yaşımdayken bir siteye hayallerim ile ilgili bir röportaj vermiş oldum.

Devam etmeden önce şunu eklemeliyim; mektubunuzu hala Umut Hoca ile paylaşma şansınız var. Twitter’da #hayallerinizinmektubu etiketini kullanarak ve @umutayildiz‘ı etiketleyerek, hayallerinizin mektubunu paylaşabilirsiniz.

Röportajların bir diğer güzel yanı, aldığımız mesajlardı. Bizim gibi düşünen onlarca insanla tanışmıştık ve tanışmaya devam ediyorduk ama gelen bir yorum, beni o an mutluluktan havaya uçurmuştu. Eski bir NASA çalışanı olan ve Türkiye’de 7 üniversitede akademisyenlik yapmış olan Prof. Dr. Mehmet Emin Özel’in yorumu.Bu sene kendisi ile tanışmak için büyük hevesle gittiğim ODTÜ Amatör Astronomi Topluluğu‘nun Dilhan Eryurt Gökbilim Günü‘ne Mehmet Emin hoca bir aksaklık nedeniyle katılamamıştı. Başka etkinliklere artık.

Bu röportaj sürecinde bir grup oluşturmuş, bundan sonra nasıl ilerleyeceğimizi planlıyorduk. Aynı zamanda mektup yazan diğer arkadaşlarla da iletişim halinde kalmış, bir nevi Future Science Team‘in temellerini atmıştık. Bizi çok daha güzel şeylerin beklediğinden habersizdik.

Umut Hoca o ay Türkiye’ye gelecek, üniversitelerde bir dizi seminer verecekti ama biz kendisi ile görüşemeyecektik çünkü hiçbirimize yakın bir yere gelmiyordu ve okulumuz, aynı zamanda ailemizden almamız gereken izinler vardı. Ama sonra o büyük haberi aldık…

Evde “YA ÇOK HARİKA ÇOK HARİKA ÇOK ÇOK HARİKA” diye koştuğumu hatırlıyorum.

Her şey o kadar harikaydı ki mutluluktan günlerce uyuyamadım. “Ya gidemezsem, ya bir sorun çıkarsa..” diye düşünmeden edemiyordum çünkü fazlasıyla sıkıntılı günler geçiriyorduk. E tabi, belayı çağırmış olmam gerek ki; İstanbul’a gitmek için Nusaybin’den Mardin şehir merkezine, hava limanına gideceğim gün öğle saatlerinde Nusaybin’de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Yasak hep oluyordu ama olmasa bile dışarısı çok tehlikeliydi, okula bile hiç gitmezdik. Akşam 7’de kalkacak olan uçağı kaçıracağım neredeyse kesindi çünkü yasaklar öyle hemen hemen kalkmazdı.

Oturup saatlerce ağladım. Saatlerce. Böyle bir hayal kırıklığını size kesinlikle tarif edemem, bir benzetme bile yapamam.

Ağlamanın çözüm olmadığını anlayınca, dışarı çıkıp askerle veya polislerle konuşmaya karar verdim. Babam da henüz okuldan dönmemişti. Yasağın başlamasına bir saatten az bir süre vardı ve benim buradan çıkmam gerekiyordu. Bunun için de izin almam gerekiyordu. İnip, ilk askeri veya polisi gördüğüm noktaya kadar yürüdüm. Neyse ki bulmam çok uzun sürmedi.

Her şeyi anlattığımda, yolun tehlikeli olabileceği veya denetlemeler olduğu için geç kalabileceğim söylendi ama imkansız değildi. Bunu anladığımda sırt çantamı kapıp Mardin’e giden bir minibüse atlamış, bir buçuk saat sonra ise Mardin’e varmış… ve evet, o uçağa yetişmiştim. (Yeey.)

Bunu yazarken aklıma, Tübitak Ulusal Gözlemevi‘nin 19. Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği için Alanya‘ya tek başıma yola çıktığım ve otobüsten gece geç saatte yol üstünde indirildiğim gün geldi. Sabah olmasını beklemek için bir benzinciye gitmiş, canlı bomba olduğumu düşündükleri için öylece kalakalmıştım. Bunlar aklıma gelince bilim uğruna neler çektin be Berfin! diyorum. Yazık bana.

İstanbul’a gidildi; Enisa ve Çiğdem ile Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde görüşüldü ve heyecandan titreşim moduna girildi. Umut Hoca gelene kadar CNN Türk muhabiri ile sohbet ettik. Kamera çektiği için hareketlerimize dikkat etmemiz gerektiğini farkındaydık ama bu kontrolü Umut Hoca binaya girene kadar sağlayabildik. Haberi izleyenler o an salak salak hareketler yaptığımızı ve birbirimize bakarak nasıl sessiz durmaya çalıştığımızı bilir. Şey şey.. Justin Bieber‘ı görmüş bir genç hayranını düşünün, aynen o haldeydik. Umut Hoca, Müfit Abi ve Çağrı Abi (Çağrı Temel, dijitalx.com yazarlarından) beraber gelmişlerdi. Umut Hoca direkt yanımıza gelip konuşmaya dahil oldu, röportaj bitince konferans salonuna geçtik. İnanır mısınız, Umut Hoca o ara kimin kim olduğunu bilmiyordu. Hepimiz esmer olduğumuz için ayıramamış, ara ara “Çiğdem sendin değil mi? Berfin de sendin. Heh, tamam.” diye konuya giriyordu.

Konferansı büyük bir ilgiyle dinledik. Konu zaten fazlasıyla ilgi çekiciydi, Umut Hoca “Yıldız Oluşumu, Büyük Veri ve Uzay Araştırma Robotları” hakkında konuşuyordu.

Konferans sona erdikten sonra Fox Tv‘den gelen muhabirlerle de görüşeceğimizi öğrendik. Çok keyifli bir röportajı daha tamamlayıp, rektörlük binasında toplandık. Özyeğin Üniversitesi’nde bizi ağırlayan, yaptıkları işlere hayran kaldığımız Robotics Lab ekibi ve gerçekten çok harika bir insan olan rektör Prof. Dr. Esra Gençtürk ile tanıştık. Kendisi ile bir önceki sene TEVİTÖL ile birlikte düzenledikleri münazara şampiyonasında da tanışma şansım olmuştu. O zaman da münazara takımımızı dört gün boyunca çok güzel ağırlamışlardı.

Dr. Umut Yıldız, Robotics Lab ekibi ve Prof. Dr. Esra Gençtürk ile birlikte.

Akşamın sonunda ayrılma vakti geldi ve… ve ayrıldık.

Hayatımın en hareketli ve en güzel günüydü, aynı zamanda kırılma noktasıydı çünkü hayatımda çok şey değiştirdi. O gece, bize hediye edilen Özyeğin Üniversitesi tişörtümle dönüş için uçağa bindim ve Mardin‘e döndüm. Bir iki hafta boyunca şehir merkezinde, Nusaybin’deki sokağa çıkma yasağının kalkmasını bekledim. Yasak kalkınca eve dönecektim ki, ben dönmeden ailem şehir merkezine geldi ve eve dönmek için olayların durulmasını bekledik. Aileme her şeyi her detayıyla anlattım, anlatırken bile o heyecanımı tekrar tekrar yaşıyordum. Televizyona ve gazetelere bile çıkacağız ya, o derece!

Halbuki komşularımızla, okuldaki öğretmenlerimle ve arkadaşlarımla da paylaşmayı çok çok istiyordum ama Kimya öğretmenim ve bir arkadaşım dışında kimse duymadı.

Bir hafta boyunca televizyondaki her haberi, belki biz de çıkarız heyecanıyla izledim ama hiç çıkmadık. İzlemeyi bıraktığım gün hem CNN Türk’te, hem de FOX’ta haberler yayınlandı ve ben İKİSİNİ DE KAÇIRDIM. Hayatın cilvesi mi bu ne bu?

Haberlerin televizyonda çıktığını da akşam haberleri esnasında aniden anneme, ablama, babama ve bana aynı anda gelen telefonlardan anladık. Bir tek aile dostları izlemişti. Ben haberin internette yayınlanması için bir hafta daha bekledim. Şaka gibi.

Sonra izledim tabii. CNN Türk haberine buradan FOX TV haberine ise buradan ulaşabilirsiniz.

Evet. Gelelim o günden bu güne neler değiştiğine…

Umut Hoca ile o günden bu güne iletişimimiz hiç kesilmedi, hatta daha sık konuşmaya başladık. Ben üniversiteye geçince ve bazı kurumlara bazı eğitimler veya etkinlikler için başvurmaya başladığımda bana her zaman referans oldu, etkili başvuru hazırlamayı öğretti ve özellikle ilgilendiği iki öğrencisinin (Şu an Gröningen Üniversitesi‘nde doktora yapmakta olan Ümit Abi, Köln Üniversitesi‘nde Astronomi ve Uzay Bilimleri yüksek lisans eğitimi için kabul alan ve gitmeye hazırlanan Özlem) yanına alarak Umut’s Team‘e dahil etti. 3 öğrenciyiz bu takımda, bazen haftalık, bazen aylık Hangouts görüşmeleriyle dertleşiyor, muhabbet ediyor ve iş güç konuşuyoruz… Bazen de sadece Ümit Abinin ve Umut Hocanın telefonları hakkında konuşuyoruz. 😀

Bu süre içinde bir popüler bilim platformu olan Kozmik Anafor’dan yazarlık teklifi almış, aynı zamanda popüler bilim yazıları ve makaleler yazmaya başlamıştım. (Tabii ardından Rasyonalist.orga geçtim. Umut Hoca’nın önerisiyle başvurduğum Bilim ve Ütopya dergisinde ise Biyoloji-Ekoloji-Evrim makaleleri çevirmenliğine başladım. Şimdi yeni yeni BilimFili.com‘da da bilimsel yazılar yazıyorum.)

Ardından, daha önce Umut Hoca ile röportaj yapan picardes.com blogunun sahibi Roman Adamita, benimle de röportaj yapmak istediğini söylemişti. (Röportajımız burada.) İşin garip yanı, kendisiyle röportaj yaptık ama bir süre sonra bana bu siteyi, biricik berfindag.com‘u hediye etti ve ben de onunla röportaj yaptım. İnatlaşmak gibi olmuş biraz ama olsun, bence anlattıkları çok değerli. Bu siteyi açtıktan 4 ay sonra WebMasto’da Ayın Siteleri arasına girmiş, 6. ayımda da Gelecek Vadeden Bloglar listesine dahil edilmiştim. Bu arada, bunlar olurken üniversite falan kazandım. Moleküler Biyoloji ve Genetik okuduğumu ekleyeyim. İkinci sınıfa geçtim.

Okumak istediğim bölümde bile endişeler duyarken, Umut Hoca emin olmamı sağlamıştı ve tercih döneminde sadece Moleküler Biyoloji ve Genetik tercih etmiştim. Şu an Arizona Üniversitesi’nde Astrobiyoloji profesörü olarak çalışan Betül Kacar hocam ile de tanışmama vesile olmuş, yolumu iyice aydınlatmıştı. Bölüm tercihi konusunda hiç ama hiç pişman değilim, sınava tekrar girsem tekrar bu bölümü tercih ederim, tabii daha iyi bir okulda.

Babam benden Mimar veya Bilgisayar Mühendisi olmamı beklediği için hayatımı bilime adama kararımı pek önemsemedi. Üniversite tercihlerim arasına Bilgisayar Mühendisliği ve Mimarlık eklemişti hatta. Açıkçası isteğimi ve çabamı görmesine ve bazen bana inanmasına rağmen, içindeki mühendislik aşkını görebiliyorum. Sürekli dile getiriyor zaten.

Bir gün beni çok iyi yerlerde görene kadar tam anlamıyla tatmin olmayacağını biliyorum. Sıradan bir bölüm okusaydım meslek sahibi olduğum an hissedeceği gururu şimdi kazanabilmek için Nobel almam gerekiyor. Bunun farkında olmak beni bazen umutsuzluğa sürüklese de, başarılı olamamak için hiçbir sebep göremiyorum. Bu işin sırrı da sabır, çaba, motivasyon ve çalışkanlık değil mi zaten?

Future Science Team konusuna gelirsek, böyle bir yükselişi dolar bile görmedi.

17 kişiydik, 800 kişi olduk. Birlikte gözlem şenliklerine, kamplara ve yarışmalara katılıyoruz. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nde gerçekleşen Gökyüzü Gözlem Şenliği maceramızı buradan izleyebilirsiniz, ilk kez orada bir araya gelmiş ve bağımızı güçlendirmiştik. Sosyal medya ekibimiz çok büyük kitlelere ulaştı ve şu an, bilimsel konularda günlük olarak ana sayfaları renklendirmeye ve bilgilendirmeye devam ediyor. Topluluk grubumuzda (hala katılıma açık, bizimle çalışmak isteyen herkes katılım isteği gönderebilir.) çalışma grupları kuruldu, ben astrobiyoloji ekibindeyim ve bu yaz 23. Biyoloji Kongresi‘nde yetiştireceğimiz Mars Patateslerini sergilemeyi planlıyoruz. Heyecanımız Olympus Mons kadar yüksek. Aramızdaki robotikçi arkadaşlarımız ödül üzerine ödül alıyor, şehir şehir, ülke ülke geziyorlar. Bu kadar dinamik bir ekiple birlikte çalışmak beni çok mutlu ediyor. Tüm bu çalışmalar esnasına Umut Hoca kendi işlerinin yoğunluğu yetmiyormuş gibi her soru ile ilgileniyor ve tüm üyeleri motive etmeye çalışıyor. Arada mesaj atıp, “motivasyon gerekiyorsa bir konuşma yapabilirim” diyor. 🙂

Benim Umut Hocanın kişiliğinden ayrıca uzun uzun söz etmeme gerek var mı? Olan biteni anlattım; isteyen ve çabalamaya hazır olan yüzlerce, belki binlerce gence nasıl sabırla yol gösterdiğini ve dinlediğini, yapıcı ve faydalı görüşleriyle çok iyi bir örnek olduğunu, işini çok iyi yapmanın beraberinde bildiğini daima paylaşmaya açık olduğunu, bilim insanı kimliğinden öte çok iyi bir insan, ağabey, hoca, ve hepsinden önce çok güzel bir baba olduğunu sizler de fark edeceksinizdir.

Günümüzde gençlerin, çocukların çoğunluk olarak örnek aldığı popüler kişilikleri görünce, aslında Umut Hoca, Betül Hoca ve çok değerli diğer bilim insanlarını tanımaları ve bilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bunun için zaten kendileri ellerinden geleni yapıp, liselere e-konferanslarla konuk olup, tek seferde binlerce öğrenciye erişip bilim iletişimi yapıyorlar. Üstelik Umut Hoca bir YouTube kanalı açıp, öğrencileri uzay bilimlerinin yanı sıra yurt dışında eğitim, staj, yüksek lisans ve doktora konularında da bilgilendirmeye başladı. Kanalına buradan abone olarak videolarına göz atmanızı öneririm.

Çok sevdiğim ve asla aklımdan çıkmayan bir söz var;

Eğer dışarıda neler olduğunu bilmezsen, neler yapmak istediğine nasıl karar verebilirsin ki?

Hayatıma girdiği günden beri dışarıda neler olduğunu öğrenmeme ve asıl yapmak istediğim işi keşfetmeme vesile olduğu için, içimdeki gücü ve ilgiyi keşfetmeme olanak sağladığı için Umut Yıldız’a çok teşekkür ederim.

İyi ki varsınız Hocam. Kafamı pencereden çıkardığımda, aşağıda olanlara değil de yukarıda olanlara odaklanmamı sağladığınız için teşekkür ederim.

Sevgiler.

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir