Merhabalar!

Uzun zamandır buralarda olmayışımın uzun uzun sebepleri var. Bir geçiş sürecinde bulunmam yetmiyormuş gibi, kendimle barışamama ve kendimi sürekli suçlama gibi ruhsal huysuzluklarımı (sizler buna ergenlik diyorsunuz, tamam…) atlatınca ve bazı şeyleri kabullenme yetisini kazanınca bu konuda bir blog yazısı girmeyi çok isterim. Çünkü üniversite hayatımın başlangıcı ve bu dönemde çok sık yaşanan duygusal olaylar hakkında yazı yazmam gerektiğini düşünüyorum, aslında bir nevi içimi dökmek bu, süsleyip süsleyip yazdığıma bakmayın 🙂

Bugün, aslında bu siteyi ilk açtığımda yapmak istediğim ama erteleyip durduğum bir şeyi yaptım. Benim için bu siteyi açan, düzenleyen, eline ilk kez akıllı telefon almış dedeler gibi sorduğum her soruya sabırla yanıt veren ve bana bu işi öğretmekte kararlı olan, benim en güzel arkadaşım ve patronum; Roman Adamita‘yı tanıtıp, bu siteyi açma sürecimizden, kendi blog sayfasından ve hedeflerinden söz etmek istiyorum. Lâkabı, “Russian Hero” çünkü kendisi Rus, ve bir kahraman.

Kendisiyle geçen sene, Dr. Umut Yıldız’la yaptığı röportaj sonrasında tanışmıştık. Umut Yıldız ile o zamanlar tanışmıştım ben de, ve beraber çalışmaya başlamıştık. Roman da beni Umut Hoca sayesinde tanıyıp mesaj atmıştı ve kendi blog sitesi olan picardes.com’u keşfetmeme vesile olmuştu. Umut Yıldız ile yaptığı röportajı buradan okuyabilirsiniz.

Sitesini ve ilgi alanlarını hayranlıkla izlerken, bana benle röportaj yapıp yayınlamak istediğini söyledi. O an ne kadar heyecanlandığımı zaten tarif etmemi beklemiyorsunuzdur, hayranlıkla takip ettiğiniz bir blogger sizle röportaj yapmak istiyor! Çok mutlu olacağımı dile getirerek bu teklifi kabul ettim ve röportajı bu yıl Haziran ayında yaptık. Buradan okuyabilirsiniz.

Ardından, benim yazmaya ilgimi gören Roman, “Seni ben keşfettim!” diyerek, üniversiteyi kazanırsam bana bir site hediye edeceğini ve yönetmeme yardım edeceğini söyledi. “Ben ve site açmak? Ben? Blogger olmak mı?” diye söylenirken, “Sen üniversiteye geç, gerisini bana bırak!” diyerek sınav sürecinde bana büyük bir heyecan vermişti.

Vee… Nihayet o sitenin açılacağı gün geldi. Ama bir sorunumuz vardı, isim bulamıyordum! Roman’ın “picardes” adlı sitesini kıskandığımı gizleyemezdim. Onun gibi isim bulamayınca daha da kıskanmaya başladım ve bu ismi bana vermesi için para bile teklif ettim. Kabul etmedi yahu. (Şaka tabii, para teklif etmiş olamam, değil mi?)

romanadamitaromanadamita2

Uzun süren derin düşünceler ardından bir gece aniden ilham perilerimiz coştu ve onları tutamadık. Resmen çıldırıyorlardı! Harika bir isim bulduklarını söylediler. Biz de kabul ettik ve site ismini belirlemiş olduk; berfindag.com

Hayatınızda bu kadar yaratıcı başka bir blog ismi duymadığınızdan eminim.

Roman ve ben, siteyi en ilgi çekici hale getirmek için sürekli çalıştık. Patron gibi patron, desteğini hiç esirgemedi. Bazen bıktı, usandı, ama yılmadı… Ve işte karşınızda Roman Adamita!

Roman Adamita ve Annesi

Roman Adamita ve Annesi

  • Sevgili Roman, bize kim olduğunu kısaca anlatır mısın? Hayat hikayenden bir özet istiyorum aslında. Kimsin? Nerelisin? Nerden geldin? Şu an ne işle meşgulsün, ne okuyorsun? Sendeyiz 🙂

Selam Sevgili Berfin, öncelikle ilk röportajı benimle yaptığın için teşekkür etmek istiyorum. Şimdi senin sorularının cevaplarını karalamaya geçiyorum;
Rusya’da doğmuş ancak oranın soğukluğu nedeniyle Moldova’ya göç ederek çocukluğumu ve ilk eğitimimi orada bitirdim, ardından radikal bir kararla 8. sınıfta Istanbul’da taşındım. Biraz 3’ü 1 arada gibi oldu ama liseyi Istanbul’da bitirdim. Lise’yi bitirmeme rağmen halen Türkçe dilini çözme konusunda sıkıntılar yaşadım, elbette farklı bir kültür beni baya etkiliyordu, dolayısıyla Üniversite konusunu biraz erteledim diyebiliriz. Aradan birkaç yıl geçmesine rağmen bir türlü istediğim üniversiteden istediğim bölümü kazanamadım. İstediğim bölümler hep farklı alanlardandı, Uzay Bilimlerinden Bilgisayar Mühendisliğine kadar zor bölümler kazanmak peşindeydim. Elbette zaman kaybetmemek adına kariyer hayatıma devam ettim. Bu arada liseden beri Dijital Pazarlama sektöründe kendimi geliştiriyordum, halen geliştirmeye devam etmekteyim. Elbette ilk günkü gibi kalmadı bilgilerim, şu an Türkiye’nin belki de en verimli ajanslarından birinde çalışıyorum; Webtures. Bu şirketin bana kattıkları haddi hesabı yok, zaten her şey burada işe alınmamla başladı. Daha öncesinde de çalıştığım benzer ajanslar oldu ancak bu kadar kendimi vermemiştim. Webtures’ta ise hep bir iç motivasyon söz konusu oldu, gerek şirketin kurucusu olsun, gerek kendime yaptığım yatırımı hep gelişme yönünde devam etti. Böylece Üniversite okumaktan vazgeçtim, bilginin gücüne daha çok güveniyorum, çünkü beni ayakta tutan en önemli unsurlardan birisi öğrendiğim bilgiler ve elbette hayatıma yön veren Annem. Kısacası ben Roman, Dünya’nın en büyük ama bir o kadar da soğuk ülkesinde doğmuş, Moldova’nın bir küçük bir köyünde çocukluğumu yaşamış, İstanbul’da hayatına devam eden bir insanoğluyum.

  • 8. Sınıfta aniden Türkiye’ye yerleşmek, gelir gelmez hiç bilmediğin bir dille okumaya başlamak mı?! İlk geldiğinde eğitim hayatı açısından ne tür zorluklar çektiğini ve ortama nasıl adapte olduğunu, liseye geçiş sınavına nasıl hazırlandığını paylaşabilir misin? Bu çok zor bir süreç olmalı, büyük iş başarmışsın..

Büyük iş mi denir bilemiyorum, hiç farkında değilim. Ama evet, çok zordu ilk başlarda. Henüz dili bilmiyordum, iletişim kurma konusunda çok sorun yaşadığımı iyi hatırlıyorum, dün gibi… Her şeye rağmen bunları yaşamak güzel bir deney oldu hayatımda. Hiçbir derste iyi değildim ama bir keresinde Tarih dersinin sınavından 74 puan almıştım, sınıfın birincisi oldum. Hal böyleyken, müdüriyet beni bir kere okulun en çalışkan öğrencisi olarak bir kitapla ödüllendirdi, yanlış hatırlamıyorsam bir çizgi romandı. O günden beri dili öğrenmeye daha çok önem verdim, fazlasıyla merak sardım. Çok az öğrenmiş olsam da Türkçe dilini, SBS denen sınava girerek tüm soruları sallayıp çıkmıştım, farkına bile değildim yanlış soruların doğruları götürdüğünü, ama bu şekilde 240 puan alarak mesleki bir liseye yerleşmiş buldum kendimi. İşte böyle bir hızlı geçiş dönemi yaşadım.

  • Bu yaşadığın adaptasyon sorununa rağmen başarılı olman bende büyük hayranlık uyandırdı. Ama asıl hayranlık duyduğum şey başka, hatta röportajı yapma sebebim de tam olarak o. Ne diye sorarsan; üniversite kazanmaya çalışmakla vakit kaybetmek istemeyip, (kesinlikle doğru bir hareket olmuş) kendini ilgi alanında geliştirip bir işe girmiş olman! Üstelik bu konuda çok iyi yerlere gelmiş olman… Liseye yerleşme konusunda bu kadar zorluğu çekip mesleki bir liseye yerleşip ileride istediğin alanın dışında teorik ve uygulamalı dersler görmen, sınav sistemi hakkında henüz tecrübenin olmayışı vb bir çok sorun seni yine istemediğin bir okula gönderebilirdi. Sen, insanın kendi hevesi, becerisi, azmi olduktan sonra üniversitenin çok da bir önemi olmadığının kanıtısın.

Her zaman düşündüğüm şeydir bu, içinizde bir konuya dair aşk varsa okuduğunuz okulun kalitesi, şehrinin güzelliği bir hiç. En kötü yer, en kötü şartlar bile size engel olamaz. Hatta siz, içinizdeki enerji ve azimle, çalışma ve gelişme aşkıyla bulunduğunuz yerin kalitesini artırırsınız. Çünkü okul size verdiğini diğer öğrencilere de aynı oranda verir. Aradaki farkı sizin okuldan alabildikleriniz ve kendinize katabildikleriniz belirler.

Sanırım çok konuştum, bu konuda konuşmasını istediğim kişi sendin. Bize bu konuda fikirlerini, kendini nasıl geliştirdiğini, nasıl keşfedildiğini ve üniversite okumadan kendi becerilerin ve kendi çalışmanla nasıl Türkiye’nin en büyük dijital pazarlama şirketinde çalışmaya başladığını anlatır mısın?
Mükemmel bir soru, ağzına sağlık!
Herkes bu motivasyona sahip olabilir, bak HERKES diyorum, hikaye anlatmıyorum! Doğru konuda hırsı yakalamak lazım önce, inanın gerisi gelir. Başlarda tabii ki bu alandan (Dijital Pazarlama) haberim yoktu. Daha lise son sınıftayken staj dönemine başladım ve tanıdıklar sayesinde büyük bir Yazılım & Donanım şirketine girdim, hatta ismini de vereyim; Elsan Bilgisayar, ilk stajım burada başladı. Bu şirkette bilgisayarın tamirini yapıyordum. İnsanların evlerine gider, bilgisayarlarını alır tamir ederdim. Tabi tecrübem sadece Windows kurup, gerekli programları dahil etmekti. Ama bu şirket bana donanımsal yapılar/tamirler konusunda birçok şey kattı. Birkaç ay sonra internet pazarlamasına merak sardım ve donanıma olan hevesim azaldı, bu birden oldu. Araştırmalar ve yeni keşiflerle öğrenmeye tam başlamışken 17 yaşında kendi kişisel bloğumu kurdum; Picardes. İşte asıl adımım buradan başladı. Stajım bitti ve başka bir şirkete girmeye karar vermişken kendimi Mageist adlı bir e-ticaret ajansında buldum. Burada kendi bloğumla uğraşırken diğer yandan e-ticareti öğreniyordum. E-ticaret’te alışveriş siteleri yapmayı öğrendim; Magento & WordPress gibi hazır yazılımları kullanırdık ve üstünde baya oynamalar yapardık, ben tabi sadece kurmayı ve ürün eklemeyi öğrenmiştim. Zevkliydi benim için, müşterilerin dilini daha iyi anlamaya başlamıştım, kurumsal dile alışmak çok zor gelmedi. E-ticaret işleri derken SEO (Arama Motoru Optimizasyonu) diye bir kavram önüme geldi, kesinlikle unutmayacağım günlerdi. SEO’yu bu işin bir uzmanından öğrenmek nasip oldu. Kendi blogum üzerinde çalışmalar yaptım ve o günden sonra freelance işlere başladım. Daha küçücük işleri yapıyordum ve şansıma müşteriler hep memnun kalıyordu. Hatta arada yüz yüze toplantı yaptığım bile oldu. Düşünsenize, daha 17 yaşında, tüylü bir oğlan olarak 25-30 yaşlarında insanlarla buluşur yaptığım çalışmalardan bahsederdim. Böylelikle kendimi bu alanda geliştirdim, Picardes adlı kişisel bloğumda verdiğim hizmetle alakalı yazılar karalıyordum ve bu şekilde kendi harçlığımı çıkarıyordum. Mageist’ten ayrıldım o arada, ofis ortamı bana uyuyordu ancak bu kararı vermek çok zor olmadı, nasıl olsa freelance işleri kovalıyordum. Tabi bir zaman sonra bu işler düzensiz hale geldi ama yine de pes etmedim ve kendimi geliştirme yolunda adım adım devam ettim. 2 yıl boyunca SEO alanında dur demeden işler kovalıyordum, rakiplerim vardı ama çoğu sonradan arkadaşım oldu. Etkinliklere katılıyordum, çevremi genişletmiştim iyice, bu sektörden birçok uzmanı tanıdım. Kendilerini takip ediyordum yakından, ki bu işin uzmanlığına biraz daha yatkın olayım. Karşıma asla kaçırmamam gereken bir etkinlik geldi, Dijital Pazarlama sektörünün öncüsü ve aynı zamanda başarılı bir girişimcinin konuşması olacaktı; Kaan Gülten. Kendisini yakından takip ediyordum, yukarıda bahsettiğim isimlerden birisiydi. Orada onun sunumu dinledim ve bu şekilde onunla yüz yüze tanışma şansı yakaladım. Kendimi çok şanslı hissettiğimi hatırlıyorum. İşte tanışırken beni daha önce Picardes adlı bloğumdan takip ettiğini söylemişti Kaan Gülten, o cümleyi duyduğumda mutluluk duygusu sanırım yazarak anlatamayacağım kadar değerliydi. Bu arada kendisi Webtures’ın kurucusudur. Tabii fırsatı elimden kaçıramazdım ve çalışan arayıp aramadığını sordum, kendisi “bir ara ofisimize gel, görüşelim” demişti. Toplantı günü planlayıp ofisine gittim ve ne mi oldu? İşe alındım! Dünya’nın en şanslı insanlarından biri gibi hissettim. Öyleydim de. 7 ay boyunca yanlarında çalıştım, kendimi iyice geliştirdim ve sektörünün uzmanlarından biri oldum. Ardından üniversiteye hazırlanmaya kararı aldım ve bünyeden üzülerek ayrıldım. Birkaç ay boyunca kendimi iyice verdim sınav hazırlıklarına, en sonunda kazandım; Akdeniz Üniversitesi – Bilgisayar Mühendisliği. Bu kez Antalya’ya gidip gitmemek arasında kararsız kaldım, o şehri çok seviyordum, benim ruhumu dinlendiren bir şehirdi (1 defa gitmiştim Antalya’ya). Ancak bıraktığım şirkete geri girme kararı aldım, şans mı denir buna yoksa patronun iyimserliği bilemedim, beni geri kabul etti. Yaz döneminde bıraktığım yerden son gaz devam ettim, kendimi bu şirkete daha fazla sahiplendirdim. Üniversite’ye başvuru günü yaklaşmıştı ki patronumun yanına gidip fikir aldım. Kendisi sıcak bakıyordu üniversite okumama ancak ben yine de kendi düşüncelerime ve kariyerime önem vererek Antalya’ya gitme konusundan vazgeçtim. Hedefim kendimi geliştirmekse, üniversite tek açabileceğim kapı değil. Dünya’da eşi benzeri olmayan şirket Google bile diploma değil, tecrübe istiyor. Söylenecek o kadar şey var ki.. kendi hayatımdan fazla bahsederek okuyucuları sıkmamak adına bu soruya olan cevabımı burada bitirmek istiyorum.

  • Peki, nedir Dijital Pazarlama? Bize yaptığın iş hakkında bilgi verir misin?

Dijital Pazarlama dev bir sektör aslında. İçerisinde giren alanları özetlemek gerekirse; Google başta olmak üzere birçok arama motorunda pazarlama (SEM) ve organik optimizasyon (SEO), Sosyal medya devlerinde pazarlama (SMM) ve optimizasyon (SMO), İçerik Pazarlaması, Web Analizi, Ürün pazarlaması, Stratejik Planlamalar, Yeniden Aramalar vs. birçok alanı bulunuyor. Bunların derinine inecek olursak yazı baya uzayacaktır. Ben aslında bunların bir çoğuyla ilgileniyorum, ancak en çok yoğunlaştığım alan SEO’dur. SEO ne demek, eminim çoğunuz bilmiyorsunuz. Kolayca anlamanız için şöyle anlatayım, mağazadan mağazaya geziyorsunuz ancak bir türlü istediğiniz ürüne ulaşamıyorsunuz veya fiyatını beğenmiyorsunuz. Eve gidip Google’dan istediğiniz ürünün aramasını yaparken karşınıza çıkan ilk reklamlar hariç tüm organik sonuçlara SEO çalışmaları yapılmıştır. Siz onlara bilinçsiz bir şekilde tıklarken, ben onların üst sırada olmasını sağlayan kişilerden biriyim. Elbette bir web sitenin oraya çıkabilmesi sadece SEO ile bitmiyor, o yüzden daha çok Dijital Pazarlama sektöründe açılıyorum. Son yıllarda Kullanıcı Deneyimi çok önemli. Google amca artık kullanıcıları memnun etmeyen web sitelerini arama sonuçlarından acımadan indiriyor. Aynı şekilde sosyal medya sayfaları için de geçerlidir, eminim sizde ilginizi çekmeyen sayfaları takipten çıkarırsınız veya direk engellersiniz. Dolayısıyla bu tarafı da olabildiğince takipçileri memnun edecek şekilde kullanmalıyız. Oreo’nun facebook sayfasını incelerken tam olarak ne demek istediğini daha iyi anlayabilirsiniz. Umarım soruna anlaşılır bir yanıt verebilmişimdir, ilgisini çeken okuyucular olursa benimle roman@picardes.com e-mail adresimden doğrudan iletişime geçebilirler.

  • Vay be! Güzel olay, bulunduğumuz çağa bakılırsa bu da bir ihtiyaç. Hic düşünmemiştim ama senin sayende bununla da uğraşanların olduğunu öğrendim. Yaptığın işte sana bol şans ve başarı diliyorum ve aklımda kalan ufacık bir soruya geçiyorum. Kendini nasıl motive ediyorsun? Sana ilham veren kitap türleri, filmler, müzikler, sanatçılar var mı? 

Kitap olarak daha çok şu türleri okumayı tercih ediyorum: Bilim Kurgu, Roman & Çizgi Roman, İş Dünyası, Sosyoloji ve elbette Yeraltı Edebiyatı.

İlham aldığım kişiler: Michael Jordan, Gary Vaynerchuk, Leonardo DiCaprio, Steve Jobs, Carl Sagan, Fyodor Dostoyevski, Muhammed Ali… (Ve bazen sadece kendi deneyimlerimden)

Dinlediğim müzik türleri: Genellikle Rus Rap dinlemeyi tercih ederim. Bunun yanında yabancı R&B, House, Pop ve Klasik dinlemeyi severim. Sanatçı olarak: Maks Korzh, Ligalize, St1m, Kavabanga, Eminem, Timati, Justin Timberlake, Enrique Iglesias, Lesha Svik, HOMIE, Jah Kalib, Carla’s Dreams, Rihanna, Lil Wayne, maNga, Guesswho, Yann Tiersen, Imagine Dragons, Coldplay, Simaga vb.

İzlediğim film türleri: Bilim Kurgu, Macera, Fantastik, Romantizm, Dram ve Kült.

  • İleride kendini görmek istediğin yer neresi? Kendini nerede, hangi konumda bulmayı hayal ediyorsun? Bunun için nasıl çalışıyorsun?

Şu anki şartlara göre bir süre daha Dünya’da görüyorum kendimi, sanırım ömrüm boyunca burada kalacağım. Dünya’da gerçekleştirmek istediğim birçok şey var. En büyük hayallerimden biri ise; gökteki en parlak yıldızlardan birinde kendimi görmek. O kadar çok başarılı insan gelip gitti ki, “Ben neden başarıyı yakalamayayım?” diye soruyorum hep içimden. Kendimle olan savaşım hiç bitmemiştir, sürekli bir şeyler katmaya çalışıyorum sahip olduğum değerlere. Günden güne garip ama bir o kadar güçlü yanlarımı keşfediyorum. Hani her şey deneyerek öğrenilir denir ya, bende de var o his. Başarılı bir insanın yaşadığı tecrübeleri benimle paylaşması beni çok motive ediyor, nasıl olsa her şeyi kolay yoldan öğrenemezsin. Hatalı olduğum konular onları düzeltmemi sağlıyor. Hata yapmadan bir şeylerin tam olarak öğrenildiğine inanmıyorum. Ayrıca doğru veya yanlış cevaplara da inanmıyorum, herkes kendi bildiği ve tecrübe edindiği yollardan giderek yorumunu yapar.

Konuyu çok saptırmadan asıl hayallerimin birkaç tanesine geleyim; Elbette gezmeyi çok sevdiğim için önce Dünya’yı turlamak çok isterim; her yeri, her kültürü tanımak en çok istediğim şeylerden biri. Eğer olursa, ilerideki yıllarda uzayı keşfetmek istiyorum, uzayda hareketli bir şekilde Dünya’yi günlerce seyretmek istiyorum. Bu iki hayalimi gerçekleştirirsem; (ki bunu başarmak için ellimden gelenini yapacağım) bunun hakkında kitap yazmak istiyorum. Kariyer olarak hep birkaç adım önde olmak istemişimdir. Yapabileceğimin her zaman daha fazlasını yapmak için uğraşmak. Girişimciyim ama projeleri ayakta tutabilmek için fazlasıyla maddi ve manevi güce ihtiyacım var. Bazen yaratıcı fikirlerim oluyor ancak bunları gerçekleştirmekte zorlanıyorum. Birilerine bunu söylemeye kalksam “Acaba ne der?” diye düşerek fikrimi not defterime yazıp askıya alıyorum. Tanınan bir iş adamı olmak değil de, başarıyı insanlara paylaşmayı çok isterim. Konuşmacı olmak, kariyer hayallerimden birisi. İnsanlara faydalı biri olmak istiyorum. Yaşamak istediğim kariyer tecrübelerimden birisi ise Google’da çalışmak ve orada üst bir konuma gelmektir. Kolay değil hiçbir şey, zorlayacağım ve başaracağım!

  • Hedeflerinin güzelliği bir yana, bunları gerçekleştirdikten sonra kitap yazarak anlatmak istemen… Bu fikre bayıldım! Sendeki bu çalışma hırsı ve girişimcilik bana da güç veriyor, ve ben bu röportajın başkalarına da çalışma hevesi ve hayal kurma isteği aşılmasını istiyorum. Bana ulaşıp nasıl bir yol izlemesi gerektiğini soran çok genç arkadaşlar oluyor, artık onlara bu röportajı okumalarını önereceğim mesela. Yazı sonunda kendi önerilerimi de eklemek istiyorum ama, bize kendi tavsiyelerini paylaşır mısın? Büyük şirketlerde, büyük hedefleri olan insanlar nasıl çalışmalı? Neler yapmalı, ve bu hedefe nasıl odaklanmalı?

Okuyuculara yararlı bir bilgi verebildiysem ne mutlu bana. Ben kuşları çok severim, hatta iki tane muhabbet kuşum var (ikisi de dişi, ellerinden ısırırlar). Kuşlar çok çalışkandır, gerek yuva hazırlama gerekse yavrularına tek tek yem verip saatlerini harcama konusunda birçok yönden çalışkandırlar. Onları örnek vermek gerek, hayvan türlerinin çoğu çalışkandır. İnsanlar da böyle olmadı, afferdersin ama hayvan gibi çalışmalı. Şansa bırakılmamalı hiçbir şey, gerekirse hedeflediği her şeyi öğrenmek için sabah akşamını vermeli. “Sadece aptallar 8 saat uyur” adlı bir kitap okumuştum, (okuduğum ve okuyacağım kitapları incelemek isteyenler için buraya link bırakıyorum izninle) inanılmaz etkinlendim. Gelen giden birçok bilim insanı günde 2-3 saat uyuyor. Hatta bilmeyeniniz yoktur, Facebook’un kurucusu Mark, hem baba olması hem aşırı yoğun genç bir girişimci olmasına rağmen kendine sürekli vakit ayırıyordur, ama ne zaman uyuyor? Eminim o da günde en fazla 4-5 saat uyuyordur. Standart bir insanın ömrünü söylemeye gerek yok diye düşünüyorum, fazla uyuyarak neden vakit kaybetmek isteyesin ki?! Bu gerçekten de aptallık olur. Asıl motivasyon kaynağı kendinizden başlıyor, istek. Çalışma isteği herkesin içinde saklı, o ruh uyandırılmalı ve harekete bir an önce geçmeli. Gerekirse buz gibi bir havuza girmeli (küçükken çok girdiğim olmuştur). Dediğim gibi, içten doğmalı bu hedefe ulaşma isteği. Nasıl olsa Einstein de herhangi usta insan da sıradan birisi, sizin onlardan eksik neyiniz var?! Aklınıza hiç para ya da başka bir engel gelmesin, yaratıcılığınızı ortaya koyun, gerisi sizde. Ördek gibi olun, sessiz sessiz yüzün.

  • Bizlerle bu bilgileri paylaştığın için teşekkürler Roman! Çok zevkli bir sohbet oldu. Umarım bir gün bu hedeflerine ulaşırsın ve başarıların katlanarak artar. 

Bu röportaj için ben teşekkür ederim. Bir katkım olduysa ne mutlu bana. 🙂

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

3 Yorum

  1. Bu röportajdan inanılmaz keyif aldım Berfin, tekrar çok teşekkür ederim 🙂

    Cevapla

  2. […] SonrakiGerçek Azmin Öyküsü – Roman Adamita Röportajı […]

    Cevapla

  3. Gençler…Ağzım açık kaldı.Bravo ikinize de 🙂

    Cevapla

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir