The Double Helix: A Personal Account of the Discovery of the Structure of DNA

Yazar: James Dewey Watson

Bilim sever kitlenin seveceği bir kitapla geldim çünkü biliyorum, uzun zamandır -Stephen Hawking’den beri- bilim kitapları hakkında yazmıyorum. Geldim yani… Şey olmasın…

İlginç bir şekilde son zamanlarda blog yazmaya başladığımda sakin bir müziğe ihtiyacım oluyor, ve bunu sizinle de paylaşacağım; Late Night Walk dinliyorum. (Evet ruh halim tam olarak böyle. Siz modunuzdaysanız eğer, açmayın.) Yazarken kendi kendime konuşup kendimi kaptırmayı özlemişim, bunun için özür dilerim. Gevezeliği bırakıyor ve kitaba geçiyorum.

James Watson-Francis Crick

İkili Sarmal: DNA’nın yapı çözümünün öyküsü, DNA’mızın ikili sarmal yapısını çözerek Nobel Tıp (veya Fizyoloji) Ödülüne layık görülen James Watson, Maurice Wilkins ve Francis Crick‘in, DNA ile çalışmaya başlamasından Nobel Ödülüne kadar giden olay dizisini anlatıyor. Hem de bizzat James Watson anlatıyor, bu da bu kitabı kesinlikle okunmaya değer kılan faktör çünkü kitap boyunca James Watson’ın günlük tutar gibi her gelişmeyi büyük heyecanla anlatışı sizi de olayın içine sürüklüyor ve kendinizi Cambridge’de, Cavendish Laboratuvarında bulabiliyorsunuz.

Kitabın orijinal ilk baskısı 1968 yılında, Nobel Ödülünden 6 yıl sonra yapıldı. Türkçe baskısı ise Alev Serin’in çevirisi ile 1993 yılında yapıldı. Çeviriye değineceğim, ah o çeviri işi.

Rosalind Franklin

Kitapta dönen olaylar sadece bir başarı öyküsünü değil, aynı zamanda hırs, rekabet, çaba, endişe, ateşli tartışmalar ve çelişkili gelişmeler ile aslında bilim dünyasının asıl yüzünü dışa vuruyor. Ben de bilmediğim bir çok konu hakkında bilgi sahibi oldum –hayal kırıklığı yaşadım– okurken. CambridgeKing’s College LondonCalTech arasındaki mektuplaşmaların ve rekabetin gittikçe garip bir hal aldığı noktada yarışı Cambridge kazanıyor ve Nobel’e ulaşıyor, ama bu ödülde King’s College’da X ışını üzerine çalışan Rosalind Franklin‘in de payı büyük. Kendisi, DNA’nın X Işını kristalografisini çıkaran ama son ana kadar DNA’nın sarmal yapıda olduğuna katiyyen inanmayan bir bilim insanı, Nobel Ödülü ilanından önce, 37 yaşında kanserden dolayı yaşamını yitiriyor.

Şimdi size, daha çok kitabı okuyacak olanlara, çok büyük bir iyilik yapacağım. Kitapta geçen karakterlerden çok ufak söz edeceğim ki siz de birbirine karıştırmayın. Bu konuda çok ciddiyim, kafayı yemek üzereydim. Onlarca isim var ve bir cümle içinde bir kişiden iki kere söz ediliyorsa ilkinde sadece ismiyle, ikincisinde sadece soy ismiyle adı geçebiliyor ve ben bu ikisini ayrı kişilerin ismi sanıyordum. Neden böyle bir şey yaptılar bilmiyorum ama şikayetçiyim.

Kitapta adını sık duyacağınız bilim insanları;

  • James Watson:  Watson ABD’den İngiltere’ye gelmiş, biyoloji ve biyokimya eğitimi almış genç ve dinamik bir bilim insanıydı.Francis Crick ile tanışması bilim tarihindeki en büyük başarılardan biri olarak kabul edilen, DNA’nın moleküler yapısının aydınlatılmasını sağlayacaktı.
  • Francis Crick: Fizik mezunu olup doktorasını da Fizik alanında yapmıştı. II. Dünya savaşı sırasında donanmaya katılmış, 1947’de donanmadan ayrılmış o yıldan sonra fizik değil biyolojiyi yakından ilgilendiren bir konuda, Cambridge’de çalışmaya başlamıştı. O dönemde proteinlerin ve genetik materyalin yapısıyla ilgili çok sayıda çalışma yapılıyordu ve her geçen gün yeni bilgiler elde ediliyordu. Proteinlerin yapısıyla ilgili araştırmalar yapacağı Cambridge Üniversitesi’ne giren Crick orada James Watson’la tanıştı. Crick doğru zamanda, doğru yerde doğru insanla tanışmıştı. Biyolojiye yönelmesi ve Watson ile birlikte DNA üzerine çalışmasındaki ilham kaynağı ise Erwin Schrödinger‘di. Kuantum mekaniği çalışmalarına büyük katkılarından dolayı Schrödinger, 1933 Yılı Nobel Fizik Ödülü’nü almıştı. Yaşam Nedir? adlı kitabında genlerin, yaşamın temel yapı taşları olduğunu belirtiyor ve yapılarının aydınlatılması gerektiğini vurguluyordu. Bu kitap hem Crick hem de Watson’ı konuyla ilgili araştırma yapmaya teşvik etti. Fizikçi olan Crick’in biyolojiye olan ilgisi Schrödinger’in kitabını okuduktan sonra başlamıştı.*
  • Maurice Wilkins: King’s College London’da X ışını  Difraksiyonu ve Kristal Yapı Tayini üzerine çalışıyordu. Fizikçi ve moleküler biyologtur. DNA yapı çözümününe yaptığı katkılar ile Nobel Ödülünü Watson ve Crick ile paylaştı.
  • Rosalind Franklin:  X ışını kristalografisi konusunda uzman olan Franklin’in çok büyük katkıları oldu. Çalışmaları, çektiği son derece başarılı fotoğraflar Crick ve Watson için yol göstericiydi. Londra’da, King’s College’da çalışmalarını sürdürüyordu.
  • Erwin Chargaf: DNA’da adenin miktarının her zaman timin ve guanin miktarının da her zaman sitozin miktarına eşit olduğunu ortaya koymuştu.
  • Linus Pauling: Proteinlerdeki alfa sarmalının yapısını aydınlatmıştı. Proteinlerde amino asitlerin sarmal şeklinde dizilebileceği ve yapının dengelenmesinde hidrojen bağlarının büyük rol oynadığını ortaya çıkarmıştı.
  • Lawrence Bragg: Tüm bilgi birikimi yanında DNA’nın molekül yapısının aydınlatılması için kullanılabilen çok güçlü bir silah vardı: X ışını. Yapı çözümünden 40 yıl kadar önce Lawrence Bragg X ışınlarını kullanarak moleküllerin yapısının aydınlatılmasını sağlayan bir teknik geliştirmişti. Bu başarısından dolayı Bragg, 1915 Yılı Nobel Fizik Ödülü’nü aldığında henüz 25 yaşındaydı. Bragg, Cambridge’de çok önemli çalışmalar başlatmıştı, bunlardan biri de biyomoleküllerin X ışını kırınım tekniğiyle incelenmesine olanak sağlayan çalışmalardı. Bragg’ın enstitüde başlattığı bu değişim Watson ve Crick’in önündeki tüm engelleri kaldırmıştı.

Kitabı bitirene kadar Watson, Franklin’den her söz ettiğinde huysuz, sıkılgan ve anlayışsız olduğuna değiniyor. Franklin’in laboratuvarını ziyaret ettiği bir bölümde Franklin’in sırf sarmallardan söz ettiği için üzerine yürüdüğünü ve kendisine vurmaya kalktığını bile anlatıyor. O cümleleri şaşkınlıkla okuyordum, DNA sarmal yapısının keşfine yaptığı katkılarla çok önemli ve değerli bulduğum bir kadının, bir bilim insanının hakkında bunları okumak beni oldukça şaşırttı. Ama kitap bittikten sonra James Watson hakkında şunları okudum; yaşantısının ileri dönemlerinde ırkçı, homofobik ve kadınları aşağılayan ifadeleriyle sıkça gündeme gelmiş ve bu konularda yaptığı sert açıklamalar sebebiyle önemli eleştirilerin hedefi olmuş. Tepkiler artınca da başkanlığını yaptığı Cold Spring Harbor Laboratuvarı’nın yönetim kurulu tarafından Watson’ın tüm idare yetkilerinin askıya alınmasına karar verilmiş. Olaylara bak.

O esnada kitapta Watson’ın Franklin hakkında söylediği şeyleri fazla ciddiye almamam gerektiğini anladım. Franklin, başarılı bir kristalograftı, işini çok iyi yapmıştı fakat çektiği fotoğrafları doğru yorumlayamadığı için sonuca ulaşamamıştı.

Sevgili James Watson, Francis Crick ile birlikte gerçekten iyi iş çıkardınız ama bu başarının bir kısmını Franklin’e borçlu olduğunuzun farkında olduğunu umuyorum. Çok kızgınım şu an. Haklı olsanız bile olayı diğer taraftan da dinlemek lazım. Of çok kafam karıştı.

İçimi ısıtan bir mektuptan söz etmesem olmaz; Francis Crick’in çift sarmalı ilk keşfettiklerinde 12 yaşındaki oğluna büyük bir heyecanla yazdığı mektup. Mektupta, “Our structure is very beautiful.” diyor Crick. Bu maceranın tüm heyecanını yansıtan 2 Mart 1953 tarihli o mektubun tamamını buradan okuyabilirsiniz.

“de-oxy-ribose-nucleic-acid (read it carrefully)” 🙂

Francis Crick’in, 12 yaşındaki oğluna yazdığı mektubun girişi.

Watson ve Crick, keşfin ardından kendilerini Nobel’e götürecek 900 kelimelik kısa makaleyi 2 Nisan 1953’de Nature’a gönderiyor ve yapı çözümü yarışını noktalıyor.

Makaleyi yazan Elizabeth, Watson’ın kız kardeşi.

Anlatıma gelelim; gayet düz, yalın, yukarıda da dediğim gibi günlük gibi bir anlatımı var kitabın fakat, FAKAT çeviri okuyucuyu sürekli duraklatıyor ve bazı cümleleri anlamak için yine 3-4 kere okumanız gerekebiliyor. Eski basım bilim kitaplarının ortak sorunu bu bence.

Kitapta DNA’nın moleküler yapısı ile o kadar uğraşılıyor ki, Watson ve Crick şeker nerede, fosfat nerede, iki valanslı metal Sodyum mu yoksa Magnezyum mu, şeker zinciri içte mi dışta mı, bazlar kendisi ile mi eşlenmiş yoksa başka bir bazla mı eşleniyor? diye sabahlara kadar kafayı yerken ben de gıcıklık olsun diye liseden kalma -yine onlar sayesinde öğrendiğim- bilgilerimle ya o öyle değil değil mantıklı düşünsene diye söyleniyorum. Onlar da çok gıcık olmuştur eminim.

Şaka bir yana güzel ve çıplak bir öyküydü, süslenmemişti ve yaşananlar tüm sinir bozuculuğu ile, bazen de tüm neşesi ile anlatılmıştı. Okurken laboratuvarda sabahlanan anları, o çabayı ve başarının verdiği mutluluğu düşündüm ve kendimi zamanda ileriye, ölmezsem doktoramı yapacağım zamana ışınlamak istedim ama sonra aklıma şu aşağıdaki karikatür geldi. Otur oturduğun yerde dedim, o doktora günlerini fazlasıyla yaşayacaksın zaten, sen lisansın tadını çıkar. 

Güzel kitap arkadaşlar. Saatlerdir yazmaya çalıştıklarımın özeti bu, alın okuyun zaten epey de ucuzmuş. TÜBİTAK Yayınları’ndan çıkan baskıyı 3,30 liraya buradan (bu siteyi tanımıyorum o yüzden güvenilir olup olmadığı hakkında hiçbir fikrim yok), Say Yayınları’ndan çıkan yeni baskıyı (2013) D&R’dan (şuradan) 9,50 liraya alabiliyormuşsunuz. Ben kütüphaneden arakladım, 1993 basımıydı ve fazlasıyla toz kokuyordu. İlk başladığımda burnumu kapatarak okudum sonrasında ise alıştım. Daha sonra zaten grip oldum.

Belki siz de etrafınızdaki kütüphanelerde, kitapçılarda bulabilirsiniz. Göz atmaya değer.

Keyifli okumalar! Okursanız yorumlarınızı şu aşağıdaki yere bekliyorum. Şu müziği de kapatsam iyi olacak kafam Jüpiter oldu.

*İleri okuma: Francis Crick

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir