Merhabalar,

Sanırım son iki yılda en fazla aldığım soru şu oldu; “İngilizceyi nasıl öğrendin ve geliştirdin?” ikincisi ise, “İngilizce öğrenmek üzerine bir blog yazacak mısın?”

Sürekli erteledim, erteledim ve erteledim. İlk ertelediğimde, İngilizcemin yeterince iyi olmadığını düşündüğüm için ertelemiştim. İkinci erteleyişim; Amerika’daki bir kongreye kabul almayı beklerken kendimi İngilizce kampına sokup tamamen İngilizceyi tam anlamıyla ve her yoluyla geliştirmeye adayıp, kongreye katılmamla birlikte kamp sürecimin bitmesinden sonra yazmayı planladığım içindi. Kongreye kabul edilmedim ve bu planımla birlikte blog yazısını da erteledim. Ondan sonra sürekli araya başka işlerin girmesi, uzun, detaylı bir yazı olacağı için gelen başlama korkusu ve kaçma iç güdüsü ile erteledim. “Şimdi neden yazıyorsun?” derseniz; beni daha fazla yoran bir olaya sebebiyet vermesinden. Mail veya mesaj kutumdaki mesajların çoğu bu yönde. Ben de kısa kısa anlatmak yerine, hala süren İngilizce öğrenme serüvenimden ve deneyip fayda gördüğüm İngilizce öğrenme yollarından söz edeceğim uzun uzun. Dilerim faydalı olur.

(Yazının bundan önceki kısmını tam bir yıl önce yazıp taslak bırakmışım. Bugün, İngilizcemi daha da geliştirmiş bir şekilde devam ediyorum. Şu an yeni bir dil olarak İspanyolca öğrenmeye başladım, çünkü bilim camiasında İngilizceden sonra önemli olan dillerden birinin İspanyolca olduğunu biliyorum ve yakında İspanyolca öğrenmek için neler yaptığımı başka bir yazıda anlatacağım.)

görselde odamın duvarına yapıştırdığım bir kağıt var. duvar beyaz. kağıt ise kahverengi, üstünde lacivert kalemle "ingilizce bloğunu bitir, kurban olayım ya!" yazıyor. altına da tarih atmışım 12.11.2018 diye.

Aferin sonunda bitirdin!

Ben bu yazıda, öncelikle neden öğrenmeyi kafaya bu kadar taktığımı yani bunun önemini, sonra kendi serüvenimi ve deneyimlerimi anlatacağım. Ardından, tüm bu serüvenden yola çıkarak faydasını en çok gördüğüm şeyleri madde madde sıralayacağım. Detayları önemsemiyorsanız direkt son başlığa inebilirsiniz. Umarım faydalı olur.

Yabancı Dil Benim için Neden Önemli?

Bildiğiniz üzere bir bilim insanı olma, bilim yapma çabasına giriştim ve hayatımı biraz bunun üzerine kurdum. Bilim camiasında da bilimin ana dili, İngilizce. Bu çok net. Bilimle ilgilenmeye 11. sınıf sonunda karar verdiğimde yabancı dilim çok da iyi değildi, fakat sonra şunu fark ettim; bilimsel gelişmeler en hızlı bilim platformları tarafından Türkçe’ye yaklaşık 2 gün sonra çeviriliyor ve hatalar içerebiliyor, clickbait için değiştirilebiliyor fakat tüm yazıların kaynakları İngilizce oluyor. Beni İngilizce öğrenmeye iten ilk şey bir kere dahil olmak istediğim bilim dünyasına dair bir şeyi takip edemiyor oluşumdu. Bilim insanı olmak çok büyük bir emek ve çalışma istiyor fakat o emeği de vermeye başlamak için önce çalışacağımız konuyu anlamamız, ana kaynaktan, ilk elden olduğu gibi en doğru şekilde alabilmemiz gerekiyor. Bu nedenle büyük bir istekle öğrenmeye başladım.

Üniversite hayatımda bunun önemini daha çok anladım. Gerçekten her şeyin ana kuralı, en önemli maddesi gibiydi çünkü dünya çapında yapılan kongreleri, konferansları, büyük üniversitelerin verdiği online dersleri anlamak için İngilizce şarttı. İngilizcemi geliştirmek bana dünya çapındaki üniversitelerden ders alma ve o üniversitelerin yayınlarını takip edebilme imkanı sundu. Resmen nerede, hangi okulda olduğumun önemi kalmamış, dünya çapında bir eğitim almaya başlamıştım bu sayede. İnternete bunun için çok teşekkür ediyoruz ama bu faydadaki çok büyük bir pay da İngilizce anlayabilmekte.

Bir diğer önemli nokta, artık bir alanda spesifik olarak çalışmaya karar verdiğimde, örneğin Moleküler Fizik ve Astrobiyoloji konularında Türkçe kaynaklar bulmak çok zordu. İngilizce anlayabilmek bana bu konularda yazılmış kitaplardan faydalanma, en önemlisi en güncel çalışmaları ve makaleleri anlama imkanı sundu. Sanırım İngilizce en çok temel bilim okuyan öğrencilerin, bir de uluslararası ilişkiler gibi bölümler okuyanların işine yarıyor. Aslında herkesin çok çok işine yarıyor da… Evet ya. İngilizce cidden önemli. Zaten çoğu akademisyenin de hemfikir olduğu üzere, üniversite diplomamız sadece (resmi değil tabii) 2 yıl geçerliliğini koruyabiliyor. Çünkü büyük ve önemli işler yapan firmaların dikkat ettiği şey artık ne kadar iyi bir yerden geldiğiniz değil, ne yapabildiğiniz ve ne katabildiğiniz. Bunun için dünya çapında bir algıya sahip olmanız gerekiyor, yani alanınızın en aktif olduğu yerlerde olan biteni anlayıp takip edebilmeniz, bir adım sonrasında da ona bir değer katabilmeniz. Kısacası, benim için de İngilizce artık bir yabancı dil olmaktan çok, işimi dünya çapında, alanının en iyi kaynakları ve imkanları ile yapmak için gerekli olan bir aracı oldu. Bunun dışında da çok değerli arkadaşlıklar ve akademik yazışmalar yapmak konusunda yabancı dilimin çok ekmeğini yedim tabii. Sınıf arkadaşlarım Türkiye’deki stajlarına başlamamışken ben iki staj bitirip ilk yurt dışı stajıma kabul aldım ve bu yazışmalarda ve bu çalışmalarda hep yabancı dilim sayesinde önde oldum.

Ben İngilizceyi Nasıl Öğrendim?

Peşinen söyleyeyim, benim bir kursa katılma, ders alma, yurt dışına çıkma imkanım olmadı. Olsaydı çok daha iyi olurdu fakat bu sene Erasmus ile İspanya’ya gelene kadar böyle bir imkanım olmadı ve öğrendiğim her şeyi kendim öğrendim neredeyse.

Ben İngilizce ile ilk olarak hepiniz gibi ilkokul 4. sınıfta tanıştım. İlk olarak o zaman sınıf öğretmenimizden sayılar, renkler gibi basit şeyleri alıyorduk ama o zaman İngilizceye karşı hiçbir ilgim yoktu, zaten önemini kavramadığım ve zevkini de alamadığım için dersi sevmiyordum. Daha sonra ortaokula geçince tüm derslerimize o dersin branş öğretmeni girmeye başladı ve bizim de İngilizce dersimize çok sevimli bir öğretmen girmeye başladı. Tüm İngilizce branş öğretmenlerimi hatırlıyorum ama ilk giren kimdi, bir türlü hatırlamıyorum. Nasıl olduysa tüm İngilizce öğretmenlerimi çok seviyordum, ayrıca hepsi gençti ve doğu görevi için genelde ilk senelerinde bizim okula gelmiş oluyorlardı. Bu nedenle çok sempatik ve eğlenceli de oluyorlardı. Böylece dersleri sevmeye başlamıştım ama hala tüm yaşıtlarımla aynı derecede ilgili ve bilgiliyim, benim bir adım öne geçmemi sağlayan şey 5. sınıftan sonra İngilizceyi sadece bir okul dersi olarak görmek yerine hayatıma dahil etmek oldu.

İlk olarak İngilizce rock müzik dünyasına daldım. Hayranı olduğum ilk yabancı ünlü Avril Lavigne’di ve dönüp baktığımda bu konuda gerçekten akıllı davrandığımı fark ediyorum. Bir sürü müzik varken İngilizce’yi günlük ağızdan, açık, net, akılda kalıcı melodilerle duymama yardımcı olan ve aynı zamanda tarzıyla da bana bir idol(o dönem için) olmaya başlayan birini dinlemeye başlamıştım.(Hatta onun gibi giyinmeye.) Uzun yıllar boyunca bu hayranlığım devam etti, neredeyse tüm şarkılarını ezberledim ve onun aksanıyla, onun gibi söylemeye başladım. Aynı yıllarda Rihanna şarkılarına da sarmıştım. Sınıftaki en yakın arkadaşım benden daha fazla yabancı müzik dinlediği için her gün ondan yeni bir şarkı duyuyor, seviyor, eve gidip dinliyor ve sonra onunla birlikte söylüyordum. Bazen tahtaya çıkıp söylüyorduk hatta. Asla unutamam birlikte söylediğimiz şarkılardan biri Chris Madin’den Jigsaw‘dı. Kimsenin İngilizcesinin çok iyi olmadığı zamanlarda böyle adımlar atmak çok faydalı, çünkü utanmanıza gerek kalmıyor, öğretmen dışında kimse hatalarınızı fark etmiyor ve öğretmen de öğretmen olduğu için bir zahmet ilk senelerinizde sizden iyi bilsin yani, ondan da çekinmeyin dil derslerinde.

Müzik dinlemek benim için efsanevi bir dil öğrenme yolu olmuştu. Daha sonra daha efsanevi bir yol keşfettim ama ona daha sonra geleceğim. Bu yabancı müzikleri dinlerken onlar gibi söylemek, akıcı ve iyi bir aksana sahip olmak istiyordum ve bu da beni çok motive ediyordu. Beni yaşıtlarımdan ayıracak olan şey onlardan farklı şeyler öğrenmem olacaktı elbette ve yeni bir dil o dönem bana hazır sunulmuş bir seçenekti. Ergenliğe girerken herkes farklı olma çabasına girer, ben de dillere ve müziğe sarmıştım işte, biraz klişe ama faydalı oldu. Bir şarkıyı arkada açıp, başka bir sekmede İngilizce ve Türkçe’ye çevirilmiş sözlerini açıp hiç takılmadan eşlik edebilene kadar şarkıyı tekrar tekrar oynatıyor ve onunla birlikte baştan sona okuyordum. Türkçesini de altında gördüğüm için neyin ne anlama geldiğini de ister istemez aklıma kazımış oluyordum. Bunu o kadar çok yaptım ki, aradan 10 yıl falan geçmesine rağmen o şarkıların hepsinin sözlerini hala biliyorum… Şarkılardaki hangi kalıpların ne amaçla ve hangi duyguyu vermek için kullanıldığını genel olarak yabancı müzik sayesinde ve onların sözlerini bu şekilde takip ederek öğrendim.

Ortaokulun sonlarına doğru bu yabancı müzik işi ve yabancı kültürleri anlama işi yolundan çıktı, haddini aştı. Pek övündüğüm yıllar olmadığı için ve biraz utanç duyduğum için odamdaki dört duvarı boydan boya kaplayan posterlerden söz etmeyeceğim. Siz anlarsınız, isimlerinin kısaltılmış hali 1D ve JB olan sanatçıları da haddinden fazla dinleyip izledim. Utanç duyma sebebim onların kötü sanatçılar olması değil, bu hayranlık işini normal bir insanın yapabileceğinden çok daha fazla abartmış olmam. Fakat ortaokulda dinlediğim tüm sanatçılara da minnettarım, onların hayatını takip ederken ciddi derecede İngilizce öğrendim. Siz de birilerine deli gibi hayran olun demiyorum ama bir şeyleri isteyerek takip etmek ve o bilgileri İngilizce almak çok faydalı oldu benim için. Siz de belirlediğiniz bir konuda veya platformda haberleri ve gelişmeleri İngilizce olarak alabilirsiniz bunun yerine. Merak ettiğiniz bir şey olması daha önemli, daha istekli olursunuz anlamaya. Futbola ilgiliyseniz futbol haberlerini, sanata ilgiliyseniz sanat ile ilgili güncel yazıları yabancı dilde okumaya çalışmanızı öneririm.

Bir diğer adım da, ortaokulun sonunda yabancı dizilere dalmam oldu. Bunu çok klişe bulacaksınız çünkü ben de çok klişe buluyorum şu “yabancı dizi izleyin altyazılı film izleyin bilmem ne hede hödö” önerilerini. Bu kesinlikle benim en faydalı bulduğum madde değil, eminim faydalıdır ama ben bunu çok kullanmadım ve beni çok sarmadı zaten. Çok da uzun sürmedi zaten dizi sevdam, şu anda da takip ettiğin dizi var mı deseniz yok derim. Beni genelde sarmıyor ve çok da başarılı değilim uzun sürece yayılmış şeyleri aynı ilgimi koruyarak izlemek konusunda. Bu nedenle faydası olduğunu inkar etmem ama ben bu maddeyi çok değerlendiremedim. İlk izlediğim dizi CNBC-e’nin yazın her gün verdiği Merlin’di. Sonra Doctor Who sevdalısı oldum, vuruldum, kalbimi alıp gitti resmen. Fena bir “Whovian” dönemim de oldu hayatımda. Hala çok severim ama yeni sezonları hiç izlemem mesela, benim için orada kaldı. Doctor Who’nun bende kalıcı iz bıraktığı şey İngilizce pratiğinden çok biraz da modern fizik ve bilim kurgu ilgisi oldu. Tüm ergen işlerinden sonra bana dil dışında da bir şey katan bir yapım izlemiştim.

Asıl olan lisede oldu. İngilizcenin önemini fark ettim! Liseye kadar İngilizce müzik, yabancı sanatçılar ve onlara dair videolar-kitaplar, yabancı diziler hayatımda çok yer aldığı için bir temelim oluşmuştu. Lisede İngilizce derslerine çok büyük bir ilgi ile katılmaya başladım, hatta İngilizce öğretmenim ve sınıf arkadaşlarım ders esnasında benden nefret etti, bu nedenle çoğu zaman zorla sessiz kalmaya çalıştığımı hatırlıyorum. 😀 Ayrıca klişelerden biri olan “Her gün yeni bir kelime öğrenme” olayını da yapmıştım ama not alarak değil, direkt elimde sözlükle geziyor ve öğrendiklerimin üstünü fosforlu kalemle çiziyordum. Ara ara da üstünden geçiyordum hatırlamak için.

Lisede aklım başıma gelince hayatımı değiştiren ilk şeyi keşfettim. OKUMAK. İkincisi ise ÇEVİRMEK! Bu güne kadar hep okul dersleri, müzik ve diziden yürümüştüm ama tek kelime konuşamıyor, biri konuşunca da genelde anlamıyordum. Sadece çok basit şeyleri anlayabiliyordum, çok basit şekilde konuşabiliyordum. Okumayı yanlışlıkla keşfetmem, evdeki kitaplıkta Oxford Press’in ince İngilizce hikaye kitaplarını görüp “Vaay evde İngilizce kitap var. Bunları okusa okusa ben okurum.” artistliği ile alıp okumaya çalışma cesaretim ile gerçekleşti. O kitapları açıp okumaya çalıştım, ilk okuduğum “The Hound of the Baskervilles”di. İlk sayfayı okudum, neredeyse hiçbir şey anlamadım çünkü çok fazla terim vardı. Sonra elime sözlük alıp ilk sayfada bilmediğim tüm kelimelerin anlamını altına yazdım ve sayfayı baştan okudum. Yine detayları çok iyi anlamamıştım ama az çok olan biteni anlamıştım. Bunu tüm sayfalara ve tüm kitaplara yaptım. Hikaye kitaplarını bitirdiğimde merak ettiğim bir şey vardı, “ben nasıl İngilizce konuşuyorum, ben konuşsam nasıl duyulur?”. Bu yüzden ilk okuduğum kitaba dönerek bu sefer kitabı sanki ben anlatıyormuşum gibi baştan sona sesli okumaya başladım. Okunuşundan emin olmadığım kelimelerin okunuşunu ise internetten öğrendim. Aklıma ilk gelen fikir buydu ve yıllar sonra bile o an ile gurur duyuyorum.

Çünkü sesli kitap okumak bana 4 şey kattı;
  1. Kelimeleri görmek ve okumak, kelimelerin yazılışlarını öğrenmemi sağladı.
  2. Okumaya çalışmak ve doğru telaffuz için teyit etmek, telaffuzumu düzeltti.
  3. Okuduğum şeyi sesli okumak kulak aşinalığı yarattı.
  4. Okuduğum şeyin basit bir olay örgüsü olması, cümle yapılarına aşina olmamı sağladı. Çünkü İngilizce’de cümle öğeleri Türkçe’den farklı diziliyor, ve basitten başlayarak bu kadar çok okumak öğelerin ne zaman neye göre dizildiğini anlamamı sağladı.

Bu 4 madde zaten dil öğrenmek için gereken ana taşlar. 3 organınızı aktif çalıştırıyorsunuz, görüyor, duyuyor ve dilinizle telaffuz ediyorsunuz. Bunu sıkça yapmak şunu sağlıyor; muhteşem bir grammer bilgisine sahip olmasanız da, yani dilin matematiği bilmeseniz de bir cümlenin nasıl doğru ve nasıl yanlış olduğunu sezgisel olarak anlayabiliyorsunuz. Bir cümle yapısal veya çekimsel olarak hatalı ise, daha önce okuduğunuz cümlelere göre garip bulacağınız için hatayı fark etmeniz kolaylaşacak. Ben hala grammerda çok kötüyüm ama bir cümle kurduğumda hatayı nerede yaptığımı o cümle ağzımdan çıkarken fark ediyorum çünkü garip geliyor, hatalı hissettiriyor. Bunu getiren şey ise o dile aşina olmak.

Kitap okuma alışkanlığımdan sonra daha farklı müzikler keşfederek müzikten devam ettim dili kapmaya. Daha sonra, 11. sınıfta bilimsel makaleler okumaya başladım. Öğrenmek istediğim konularda Türkçe makale bulamayınca yabancı yazıları açıyor, tıpkı hikaye kitaplarına yaptığım gibi bilmediğim kelimeleri çevirerek bütünü anlamaya başlıyordum. Zaman geçtikçe bilim insanı olmaya karar verdim ve son sınıfta hayallerimden biri de önemli uluslararası bir kongrede İngilizce sunum yapmak oldu. Bunun için de hikaye kitaplarına yaptığım şekilde, bilimsel makaleleri anlamaya çalıştıktan sonra onları baştan sona sesli okuyor, sanki sunum provası yapıyormuş gibi pratik yapıyordum. Daha sonra Umut Hoca’nın önerisi ile bir dergiye bilim haberleri çevirmenliği için başvurup kabul edilmiş, bilim haberleri çevirmeye başlamıştım. Normalde internet sitesine yazmak için kabul edilmiştim. İlk çevirdiğim yazı o kadar kötüydü ki, daha sonra okuduğumda çok büyük utanç duymaya başladım ki hala çok kötü buluyorum ama oradan buraya geldiğimi görmek beni mutlu ediyor. Birkaç yazı çevirdikten sonra bir ara eve bir dergi geldi, çevirmenlik yaptığım dergi adresimi istemişti ama sadece öylesine, jest olsun diye dergi göndermek için istediler sanmıştım. Gelen ilk dergide kendi çevirdiğim 2 yazıyı gördüm, tam 4 sayfa! Son gönderdiğim yazıları site dışında dergiye basmaya karar vermişlerdi ve bu da beni çok motive etmişti. Sonra yaklaşık 6-7 sayı boyunca yazmaya devam ettim.

Bir diğer büyük adımı da üniversitede attım. Üniversiteye geçtiğimde yurttaki oda arkadaşlarım sesli makale okumamı hem eğlenceli buluyor hem de dalga geçiyorlardı, ama buna izin verdikleri için çok şanslıyım. Okul derslerim beni tatmin etmediği için alanımla ilgili online derslere başlamıştım. MIT, Tokyo Universitesi gibi üniversitelerin açık derslerini alıyordum ve bu dersler, YouTube dersleri dilimi mesleki anlamda çok geliştirdi çünkü bazen Türkçe altyazı olmuyordu ve bu nedenle duyduğum şeye daha çok odaklanıyor, bazen hızı azaltıp öyle dinliyordum ve zamanla dinleme becerim de bu sayede gelişmiş oldu, aynı zamanda da alanımda birçok faydalı dersi bitirmiş oldum.

Diğer önemli adımım ise, okulda ders işlediğimiz ders kitaplarını İngilizce olarak almak oldu. Okulda kullandığımız ders kitapları dünya çapında bilinen kitapların Türkçe çevirisi. Ben 2. sınıfa geçince bu kitapları Türkçe almak yerine aynı basımın orijinalini aldım ve dersleri İngilizce kitaplardan takip ettim. İlk 2-3 ay cidden çok büyük, aşırı büyük zorluk çektim çünkü sınıf arkadaşlarım bir paragrafı 1 dakikada okuyabilirken ben 4-5 dakikada net anlıyordum. Sınav zamanı bazen önemli yerler için arkadaşlarımın kitaplarından fotoğraf çeksem de, genel olarak İngilizce kitaptan çalışıp sınıfa yetişmek için her ders için günde fazladan birkaç saat çalışmam gerekiyordu. 2. sınıfın sonunda hiç takılmadan tüm ders kitaplarını okuyabiliyor ve kendi notlarımı rahatlıkla çıkartıyordum. Öğretmenlerim kitaplarımın İngilizce olması konusunda bana arada bir takılsa da, bazen sanki sırf artistlik yapıyormuş gibi göründüğüm için utansam da derslerimi krallar gibi İngilizce öğrendim ve sene ortasında girdiğim Erasmus dil sınavında test+writing+speaking sınavlarında ortalama 95 aldım. Hatta speaking sınavında hoca iki soru sorduktan sonra “konuşabiliyorsun işte, vaktimizi alma, çık” deyip gülmüştü.

Erasmus sınavlarındaki dil ortamam ve derslerimin not ortalaması sayesinde fakülte birincisi olarak istediğim ülkeye ve istediğim okula 1 senelik burslu yerleştim. Şu an İspanya’da birçok yabancı arkadaşım var ve İspanya’ya geldiğimde ilk kez İngilizcemi konuşmak için kullandım… O gün bugünmüş yani. İlk geldiğimde çok zor konuşsam da, bir ayda hem daha rahat hissettiğim hem de yabancı arkadaşlarımla takılarak onlardan doğru kullanımı öğrendiğim için daha hızlı ve rahat konuşuyorum. Ayrıca İspanyolca öğrenmeye ciddi anlamda başladım.

Benim serüvenim genel olarak böyleydi. Şimdi size genel olarak önemli gördüğüm maddeleri sıralayacağım.

Özet: İngilizce Nasıl Öğrenilir?

  1. Öncelikle şunları kabul edin: Her şey tam olarak sizin kendi dilinize çevirilebilir olmayacak. Her dilin diğer dillere tam olarak çevirilemeyen ifadeleri var ve bunları sadece o dilde kavrayabilirsiniz. Bunun için çok okumak ve çok dinlemek önemli. Ayrıca bir diğer şart da öğrenmek istediğiniz dili her şeyden önce hayatınızın içine dahil etmek ve onu öğrenmeyi, konuşmayı gerçekten istemek. Yani gününüzün 1-2 saatini İngilizce çalışmaya ayırmak yerine tüm gününüzün içine yayarak aklınıza gelen her an bir şey öğrenmek, bir şeyi tekrarlamak daha faydalı. Örneğin mutfakta yemek yaparken İngilizce bir podcast dinleyebilir, İngilizce müzik dinleyebilir, eşlik edebilir, veya mutfakta kullandığınız her şeyin İngilizcesine sözlükten bakarak o şeyi her kullandığınızda İngilizce ismini de aklınıza getirmeniz çok faydalı bir pratik olacaktır. Öğrendiğiniz ve kullandığınız her şey sizi mutlu etmeye başladığında daha fazlası için daha büyük ilgi ile ilerlemeye başlayacaksınız. Bunun için de ilerlemenizi görmeniz gerek. Görmeniz için ise öğrendiğiniz en basit şeyi bile kullanmanız, unutmamanız gerek.
  2. Öğrendiğiniz dilin alfabesi sizin alfabenizle aynı bile olsa aynı harfler farklı sesleri temsil ediyor. Farklı harfler yan yana gelince sizin dilinizde olandan farklı bir sesi temsil ediyor. Bu nedenle öncelikle alfabeyi ve sesleri oturttuğunuzdan emin olun, tüm alfabeyi o dilin sesleri ile kavramanız ilk adımlar arasında en önemlisi. Ben İspanyolca için alfabeyi ilk oturttuğumda, neredeyse tüm kelimelerin telaffuzunu halletmiş oldum resmen!
  3. Neredeyse hepimiz artık yabancı müzik dinliyoruz. Bu şarkılarda ne anlatıldığını anlamak, sözleri takip ederek dinlemek ve çevirilerinden faydalanarak kelimeleri ve kalıpları anlamak çok faydalı olacaktır.
  4. Grammer için ve spesifik başlıklardaki (yol tarifi, sipariş verme, bir insanla tanışma, zamirler, zarflar vs.) ifadelerinizi oturtmak için ya okuldaki derslerinizi aktif olarak takip edin, ya da online ders videolarını kullanarak bu konuları kavrayın. Sadece eksik olduğunuz bu spesifik noktaları birçok platformdan faydalanarak oturtabilirsiniz, örneğin Google’a “‘the’nın kullanımı, ‘zamana göre fiillerin çekimlenmesi’, ‘that ve this kullanımı'” gibi tam oturtamadığınız ifadeleri aratarak birçok platformdan faydalı bilgi alabilirsiniz. Youtube’da da fazlaca kısa video var zaten. Bunlar için bir not defteriniz olursa çok daha iyi olur.
  5. Artık telefonlarımızda çeviri programı taşıdığımız için sözlüğe pek gerek yok ama her gün kelime öğrenmek için kendinize ait, seveceğiniz bir teknik belirleyin. Ya sözlük taşıyıp siz de öğrendiklerinizi fosforlu kalemle çizin, ya da not defteri tutup her gün öğrendiklerinizi not alıp belirli aralıklarla hepsinin üstünden geçin. Ya da bir mobil uygulama bulun, buna hizmet eden çok uygulama vardır eminim. Hafıza teknikleri kullanarak bu kelimeleri tam oturtmayı deneyebilirsiniz, örneğin aklınızda tutmakta zorlandığınız kelimeyi ses olarak veya biçim olarak anlamına yakın bir şeye benzetmeye çalışabilirsiniz. Kelimeleri kafanızda somut bir şeyle veya soyut bir hisle eşleştirmek onları hatırlamanızı çok kolaylaştırır. (Örnek; difficult ve different arasındaki farkı kafamda şöyle kodlamıştım: difficult zor demek, bu kelimenin sonundaki “cult” diğer kelimeden farklı. Bu nedenle -cult (okunuşuyla “kult”) kısmını bir şeyden “kurtulmak” ile bağlayıp zor bir şeyden kurtulmak isteyeceğimi düşünerek (aslında öyle değil her zaman ama amacımız dil öğrenmek) difficult’un “zor” olduğunu kodlamıştım. Aynı şekilde different’in sonundaki rent’i kafamda “renk”e benzetip, renklerin hepsinin birbirinden farklı oluşunu düşünüp different’in “farklı” anlamına geldiğini hafızama kodlamıştım. Bu teknikle kelimeleri olaylar, sesler, cisimler ile birleştirebilirsiniz.)
  6. Kelimeleri direkt ezberlemek yerine köklerine dikkat edin, aynı kökten gelen kelimelerin ne eklenerek nasıl değiştiğine, ya da aynı eklerin eklendiği farklı kelimelerin neye yöneldiğine, nasıl değiştiğine dikkat edin. Hangi eklerin kelimeyi hangi yönde değiştirdiğine dikkat ederseniz hepsini ezberlemek yerine mantığı anlamış olacağınız için benzer anlamlı bir kelimeyi o eki kullanarak yaratabileceğinizi az çok anlarsınız. (-ly ekinin kelimeyi “… bir şekilde” haline getirmesi gibi. Exact=Kesin, Exactly=Kesin bir şekilde, kesinlikle, gibi…)
  7. Yabancı insanları dinleyin ve izleyin. (Diziler, Youtube kanalları, Haberler vs.) Dizi ve video izlemek bilindik olsa da haber takip etme okuma işini çok kişi bilmiyor. Ben bunu İngilizce öğrenirken bilmiyordum ama artık İspanyolca öğrenirken yapıyorum, her sabah gazete veya haber sitelerinden kısacık bir haber seçip okuyorum ve bilmediğim kelimeleri not ediyorum. Bunun için faydalı bir uygulama keşfettim, adı Flowlingo. Seçtiğiniz dilde haber okuyup (kısa kısa hepsi) bilmediğiniz kelimelerin anlamına tıklayarak bakabildiğiniz ve daha sonra da o kelimeyi tekrar etmek isterseniz kaydedebildiğiniz bir uygulama. Bir sürü bir sürü dil uygulaması var artık, istediğinizi indirip deneyin ve favoriniz ile devam edin. Ben şu an haber okumak için Flowlingo ve normal pratikler için de Busuu mobil uygulamalarını kullanıyorum, Busuu bazı yerlerde premium üyelik istiyor o can sıkıcı ama yine de faydalı oldu benim için.
  8. Basitten başlayarak kitap okuyun, ama sesli okuyun! Sebebini yukarıda açıkladım, orayı atladıysanız muhakkak okuyun. Bunu yapabildiğiniz kadar yapın, çocuklar için olan hikaye kitaplarından başlayın ve zorlaştırarak ilerleyin. İsterseniz makalelere ve gazetelere geçebilirsiniz. Her sabah İngilizce bir haber okumayı alışkanlık haline getirebilirsiniz. Bilmediğiniz ve o an öğrendiğiniz kelimeleri not etmeyi unutmayın. En önemli maddelerden biri bu.
  9. Bir şeyleri Türkçeleştirmeye veya anlamaya çalışın. Bir metin seçip onu Türkçeleştirmeyi deneyebilirsiniz. Zorlandığınız noktalarda en yakın İngilizce bilen insana danışın, mesaj atın, mail atın, sorun. “Bu kalıbı tam olarak nasıl Türkçe ifade edebilirim?” diye sorun. Dikkat ederseniz çevirin demiyorum, Türkçeleştirin diyorum. Çevirirseniz başarısız olabilirsiniz, her kavramın tam karşılığı olmayabilir. Türkçeleştirmek ise daha çok İngilizcesini okuduktan sonra anladığınız şeyi Türkçe olarak nasıl ifade edebileceğiniz ile ilgili. Anladığınız şeyi birine anlatır gibi yazabilirsiniz.
  10. İngilizce günlük tutmayı deneyin! Basit cümlelerle, basit olayları anlatarak başlayabilirsiniz. Bu neden önemli biliyor musunuz, bir okula veya projeye vs başvurduğunuzda sizden essay isteyecekler. Bir şeyler yazabilmeniz, aklınızdan geçenleri dökmeniz ciddi derecede önemli. Günlük tutarak hem ne kadar yazabildiğinizi öğrenirsiniz hem de sürekli bir şeyler yazarak gelişiminizi kaydetmiş olursunuz. Benim mesajlaştığım yabancı bir arkadaşım vardı ve iki sene önceki mesajları açıp baktığımda üç kelimeyi bir araya getiremediğimi gördüm. Bir yıl sonraki konuşmalarımızda daha iyiydim, sonra pek konuşmadık ama bir hafta önce ona mesaj atıp artık kendimi ifade edebildiğimin müjdesini verdim. Siz de sohbet edeceğiniz bir arkadaş bulabilirsiniz ya da İngilizce günlük tutarsınız. Her gün olmasa da haftada bir yazmak çok önemli. Kalem defterle uğraşmak istemiyorsanız telefonunuza yazın, kendinize mail gönderin, bir şekilde yazın ve ilerlemeyi görmek istiyorsanız bunların kaydolacağı bir yere yazın.
  11. Son olarak ve en önemlisi; kendinizi zor durumda bırakın.

Son madde benim için sadece İngilizce öğrenmenin sırrı değil, yaşam felsefem oldu. Bir şeyleri en iyi öğrenme şeklinin zor durumda kalmak olduğunu deneyimleyerek öğrendim. Kendinize çok fazla seçenek sunmak yerine sanki tek bir seçeneğiniz varmış ve onu yapmaya mecburmuşsunuz gibi hissettirin. Elbette mecbur değilsiniz ama mecbur hissetmek, zorunda kalmak sizi konfor alanınızdan çıkarıp zorlamaya başlayacak. Eh, acı çekmeden de bir şeyleri değiştiremeyiz bildiğiniz üzere. Üniversite 2. sınıfta ders kitaplarımı İngilizce almasaydım okumaya ve öğrenmeye mecbur kalmayacaktım, boşlayacaktım. Sınavlarımı verebilmek için o kitapları çalışmaya ve o dili anlamaya mecbur bıraktım kendimi, kendime başka seçenek bırakmadım.

Şu an İspanyolca için aynı teknikleri birkaç ekleme yaparak uyguluyorum çünkü daha hızlı öğrenmem gerek, çünkü temelim yok. İspanyolca öğrenmek için de kendimi zor durumda bırakıyorum şu an, genelini anlamadığım İspanyolca derslere girip evde onları İngilizceye çevirmeye çalışarak ders çalışıyorum. Türkçe konuşabileceğim kimse olmasın diye Türk öğrencilerin çok olduğu ülkelere gitmek yerine hep buraya gelmeyi istedim. Zor ama etkili, ilgi istiyor fakat çoğu kurstan, eğitimden, sertifika programından vs daha etkili ve hızlı çünkü dili yaşayarak öğreniyorsunuz. Kullanmak zorunda kalarak daha kalıcı şekilde öğreniyorsunuz.

Her şey sizin çabanıza bağlı fakat eğer imkanınız, vaktiniz, maddi imkanınız varsa bir dil kursundan destek almak, çıkabiliyorsanız yurt dışına çıkıp dil eğitimini orada almak çok büyük şans. Benim böyle bir şansım olmadı fakat bu imkanlardan yararlanan çok insanla tanıştım. Gün geçtikçe de bu seçenekler artıyor. Eğer imkanınız varsa artı bir eğitim olacak, ayrıca o dili öğrenmeye çalışan insanların olduğu bir ortamda olmak, belirli bir düzenle ilerlemek, ilerlemenizin takip edilmesi gibi imkanlar sunduğu için ayrı bir eğitim de iyi bir imkan. Şart değil kesinlikle, anlatığım gibi bu seçenek olmadan da ilerleyebilirsiniz ama tabii ki bu da çok faydalı. Bir İspanyolca dil kursuna gidebilmek benim için iyi olurdu çünkü bir dile hiç temelim olmadan sıfırdan dalmak temelimizin olduğu İngilizceyi öğrenmeye pek benzemiyor.

Umarım bu anlattıklarım hepiniz için faydalı olur. Bu yazıyı bu kadar beklettiğim için özür dilerim, eminim bu yazı için bana ilk gün yazanlar şu an Advanced olmuştur ama bu yazıya başlamaya hep üşendim, üzgünüm…

Başarılar dilerim. Paylaşmak istediğiniz bir teknik veya öneriniz varsa yorum kısmında buluşalım. Ayrıca faydalı bulduysanız, uyguladıysanız dönüşlerinizi de bekliyor olacağım.

Sevgiler!

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

6 Yorum

  1. Okudum reklamları da

    Cevapla

  2. Çok faydalı olmuş Berfin. Dil öğrenmek gerçekten güzel, sebebi nasıl olursa olsun insanın içinden başka biri daha çıkıyor:) Ders olarak görmek olayı sıkıcı hale getirebiliyor, yazdığın gibi hayatının içine ne kadar çok alabiliyorsan o kadar hızlı öğreniyorsun.

    Cevapla

    1. Çok teşekkür ederim, faydalı bulmanıza sevindim. 🙂

      Cevapla

  3. Çok güzel bir yazı. Okurken, İngilizce öğrenme sırasında yaşadıklarımı tekrar yaşıyormuşum gibi geldi bana. Ellerinize sağlık. Özellikle “Zorda kalma” stratejiniz benim için çok değerli bir fikir oldu. Eğitim ve dil öğrenim yolundaki başarılarınızın ve böyle güzel yazılarınızın devamını diliyorum.

    Cevapla

    1. Çok sevindim bunları duyduğuma. Ne mutlu bana. 🙂 Teşekkür ederim.

      Cevapla

  4. Şehri Pınar YILDIRIM Aralık 2, 2018 at 5:35 pm

    Her ne kadar dil kursuna gitsemde orada sınırlı şeyler öğreniyorum tam anlamda bir şeyler yapmak istiyorsam benimde üstüne birşeyler koymam gerek bunu geç farkettim ama ne demişler geç olsun güç olmasın 🙂 bu yazıyı okuduktan sonra dahada bir aydınlandım

    Cevapla

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir