Yazar: Thrinh Xuan Thuan

Merhabalar, bu yazımda son zamanlarda okuyup çok sevdiğim, çoğu kişinin ilgisini çeken “Işığın Kalbine Yolculuk” kitabından söz edeceğim. Kitabı normalde ince görüp ders arasında okumak için almış olsam da sonradan çok derin olduğunu ve aslında sandığım kadar da kısa olmadığını fark ettim. Okuduğum her sayfa bana notlar aldırıyor, araştırma yaptırıyordu. Böyle kitaplara bayılıyorum.

Kitabın arka kapak yazısı şu şekilde;

Bu kadar alışılmış olmasına rağmen gizeminden hiçbir şey kaybetmeyen ışık, filozof, dindar, sanatçı ya da bilim adamı olsun insanları her zaman büyülemiştir. Peki ışık nereden gelir? Nasıl ve hangi hızda yayılır? Ona nasıl hâkim olunur? Işık dalga mıdır parçacık mı? Işığın “gerçek” doğasına ait bu soru XVII. yüzyılda, modern fiziğin temel iki kuramıyla, Einstein’ın göreliliği ve kuantum mekaniğiyle sonuçlanacak olan tutkulu bir tartışmaya yol açar. Bugün astronomlar evrenin ışık kaynaklarını gözlemleyerek zamanda geriye gidiyor ve evrenin tarihini yazabiliyorlar. Yarın fiberoptik teknolojisi sayesinde ışık telekomünikasyonda elektroniğin yerini alacak. Astrofizikçi Trinh Xuan Thuan, yaşamın kaynağı olan güneş ışığını ve dikkate değer bir teknik fetih olan yapay ışığı inceleyerek, bizi parlak bir yolculuğa çıkarıyor.

Siyah bir sayfanın içinde şu yazıyor "Işık her şeyi aydınlatıp ortaya çıkardığı için kendisinden daha parlak bir şey yokken nasıl oluyor da ondan daha karanlık bir şey olamaz?"

Kitabın ilk sayfası.

Kitapta ışığı kavrayışımızın ve ona karşı olan algımızın tarihsel gelişimi ele alınıyor. 4 bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde ışığa dair ilk düşünceler, ikinci bölümde dalga-parçacık ikiliği, üçüncü bölümde evrende gölge ve ışık, dördüncü bölümde ise ışığa hakim olmak ve onu kullanmak üzerinde duruluyor.

Kitaptan birçok şey öğrendim ama bazı bilgiler bana “bunu şu ana kadar bilmiyor olmam çok acı” dedirtti. Mesela; Güneş, Ay ve yıldızlar her zaman gökyüzünde gerçekte olduklarından biraz daha yüksekte görünürlermiş. Bu şekilde Güneş okyanus üzerinde battığında ve alt kısmı suya değer gibi göründüğünde aslında çoktan tamamen ufkun altındadır! Işık kırılmasının atmosferle olan oyunu sayesinde optik yanılsamalarla dolu bir dünyada yaşıyoruz.

İlk bölümde, ışığın milattan önce yaşamış düşünürler ve teist toplulukların tanrı ve ışık arasında kurduğu bağdan söz ediyor. Burada İbn’ül Heysem, batıdaki adıyla “Alhazen”in ışığa dair düşüncelere çok önemli etkisinin olduğunu öğrendim. Daha önce kendisinin evrim düşüncesi hakkında yazan ilk insan olduğunu okumuştum. Aynı zamanda Kepler ve Descartes’in beynin görmedeki rolünü anlamaya yönelik çalışmaları olduğunu da bu bölümde öğrendim ve çok şaşırdım, çünkü Kepler’in bu alanda çalıştığını bilmiyordum. Yine aynı şekilde Galileo’nun astronomik çalışmalarının hayranı olan Kepler, teleskobun üzerine ilk kez düşünen kişi oluyor ve teknik açıklamasını ilk kez o yapıyor.

İkinci bölüm en sevdiğim bölümdü! Dalga-parçacık tartışmaları hakkında olan bölüm, Francesco M. Grimaldi‘nin kırınımı keşfetmesi ile başlıyor. Ardından Christian Huygens, ışığın dalga kuramını ortaya koyması ile bilime çok büyük bir katkı yapıyor. Huygens sadece ışık üzerindeki çalışmaları ile değil, Satürn’ün en büyük uydusu olan Titan’ı keşfetmesiyle, olasılık hesapları üzerine çalışmaları ile, mekanikte oluşturduğu sarkaç kuramıyla da tanınır. Huygens, 1690’da yayımlanan “Işık Üzerine İnceleme” kitabında ışığı sesle karşılaştırır ve zaman içinde ışığı bir titreşimin yayılmasına benzetir. Tabii bu fikir kendini kabul ettiremez çünkü şimdi sahneye dünyadan geçmiş en başarılı bilim insanlarından biri olan Newton çıkar ve ışığın, ses gibi bir engelin çevresini dolaşamayacağını öne sürer. Eğer ışık ses gibi bir dalga olsaydı, sesi engele rağmen duyduğumuz gibi ışığı da görebiliyor olmalıydık.

Newton’un ışık üzerine yaptığı deneyler, fiziğin en seçkin ve en temel deneyleri arasında sayılır. Bunun dışında Newton, yerçekimi kuramını oluşturur ve diferansiyel hesabı icat eder. Albert Einstein, Newton hakkında şunları yazmış zamanında;

Newton deneyci, kuramcı ve sanatçı kimliklerini tek bir kişilikte birleştiriyor. Önümüzde güçlü, emin ve yalnız olarak yükseliyor: Yaradılışındaki neşesi ve titizliği her bir sözcüğünde ve hesabında ortadadır.

Bir kitap başlığı. Arkaplan beyaz, üzerinde sarı yazılar var ama yabancı bir dil ve ne yazdığını anlamadım. En üstte OPTİK yazıyor. Sol tarafta newton'un portresi var, saçları hafif dalgalı, sarı ve omuzlarına kadar. Burnu çok uzun ve çok keskin kıvrımlara sahip. Üzerinde kahverengi bir elbise gibi bir şey var. Sağa doğru bakıyor. Muhtemelen bu bir yağlı boya çizimi.

Newton’ın 1704 yılında yayımlanan Opticks isimli eserinin başlığı.

İkilem, Young’un girişim saçaklarını sunması ile devam ediyor. Işığın doğasının anlaşılmasında başlıca ilerlemelerden biri de ışık ve manyetizma vasıtasıyla gerçekleşir. İki İngiliz fizikçi, Michael Faraday ve James Maxwell ışık dalgalarının aslında elektromanyetik dalgalar olduklarını kanıtlıyor. İkinci bölümü sevme nedenim de Einstein, Bohr ve Rudherford ile devam ediyor olması ama devamını siz okumalısınız.

Sonraki bölümde ışık olaylarından, gökkuşağından, kutup ışıklarından söz ediliyor. Bir gün biz de kutup ışıklarını görsek ya! Kitabın en güzel özelliği harika bir görsel içeriğinin olması. Bazı sayfaları görsellere bakmaktan geçemiyorsunuz, ki ben kitabı iade etmeden önce çoğu sayfasının fotoğrafını çektim. 🙂 Hepsini paylaşmak isterdim ama bence siz kendiniz kitabı elinize almalı ve keşfetmeli, aynı heyecanı yaşamalısınız! Görsellerle ve şemalarla, her sayfa sizi içine çekiyor ve aynı zamanda bu tarihin de içinde kayboluyorsunuz. En sonunda ise ışığı hangi alanlarda kullandığımız ve ona ne kadar hakim olduğumuz anlatılıyor.

Bu kitabı kesinlikle okumanızı öneririm! Çok ileri bir fizik bilgisi veya ilgisi istemiyor, gerçekten açık ve anlaşılabilir bir kitap. Zaten bilgiye doymazsanız diye kaynakça kısmında okuma yapabileceğiniz birçok kaynak makale ve kitap bulunuyor.

Ben kitabı okul kütüphanesinde buldum. Kitabı okumak isterseniz kütüphanelerde arayabilirsiniz, çünkü çoğu internet mağazasında tükenmiş olarak görünüyor ama siz yine de arayın bence. Kim bilir, belki bir yerde bulursunuz. 🙂

Keyifli okumalar dilerim,

sevgiler.

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

One Comment

  1. Işık, genelde en çok dikkat çeken ama hakkında çok az okuma yapılan bir konu. Mevcut kaynaklar da yeterli olmuyor. Bu kitabı şimdiye kadar hiç duymamıştım, sizin sayenizde tanışmış oldum. Teşekkür ederim. 🙂

    Cevapla

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir