26 Kasım 2018, Pazartesi

Selam.

Bugün Erasmus süremi uzatmak için evraklarımı hazırladım ve öğleden sonra imzalamaya götüreceğim. Son durumda, ikinci dönemin sonuna kadar, yani Haziran’a kadar burada kalıyor olacağım, sorun çıkmazsa. Bu süreyi uzatma nedenim, “Geldiysek geldiğimize değsin, öğrenebildiğim kadar öğreneyim, görebildiğim kadar göreyim.” diye düşünmem. Çünkü henüz İspanyolcayı sökmedim ve bir dönemde zaten yapılabilecek bir şey olduğunu sanmıyorum.

Üstelik dil eğitimini ilk dönem başında vizemin gecikmesi nedeniyle kaçırmıştım, ona da ikinci dönem başı katılabilirim. Ayrıca burada öğrendiğim şeyler de çok verimli olduğu ve kendimi alanıma ciddi olarak dalmış hissettiğim için tamamını değerlendirmek ve hepsini öğrenmek istiyorum. İkinci dönem için çok güzel dersler seçtim hem de! Bu dönemdekilere ek olarak Enzim Biyoteknolojisi, Yapısal ve Fonksiyonel Genomik ve Jeoloji aldım. İtiraf etmeliyim ki beni en çok heyecanlandıran ders Jeoloji.

30 Kasım, Cuma

Dönemin başından beri takvime bakıp bakıp korktuğum o iki yoğun haftayı geride bıraktık… Herkese aşırı rahatlamış bir geceden selamlar. Hala bu iki haftanın bittiğine inanamıyorum…

Geçen hafta ve bu hafta, hafta içi her gün sabah 4 saat teorik, öğleden sonra ise 5 saat laboratuvar dersim vardı. Bundan önceki son yazımda da söz etmiş olmalıyım. Ayrıca bu hafta buradaki en zor haftamdı çünkü derslere ve lablara ek olarak her gün bir kontrol sınavım vardı. Gerçekten hayatım boyunca kariyer hedefime yönelik böyle yoğun bir hafta geçirmemiş, bu kadar sınanmamıştım. Benim için özetle çok öğretici, yorucu, zor ama zevkli günler oldu. Özellikle konfor alanımdan bu denli uzaklaşmak da ilk kez deneyimlediğim bir şeydi.

Beni konfor alanımdan çıkaran ilk olay, zorlandığımda ve başım sıkıştığımda “ne olacaksa olsun, dersten kalmaya razıyım” diyerek eve kaçmak yerine kalıp, dersin ve laboratuvarın üzerine gitmek oldu. Geçen hafta ve bu hafta, özellikle dün ve bugün o kadar duygusaldım ki neredeyse buraya geldiğime pişman olacaktım. Sebebi ise çok çalıştığım sınavlarda hiçbir şey yapamamam, öğretmenlerin ise beni görmezden gelmesiydi. Fakat bugün, gün sonunda çok küçük bir sürprizle karşılaştım. Size bunu anlatmayı çok istiyorum.

Salı günü İmmunoteknoloji kontrolü vardı ve hoca sınavımı İngilizce hazırlamıştı fakat o kadar çok konu dahildi ki ben hepsini yetiştiremediğim için bilmediğim çok nokta vardı. Bu nedenle iyi bir sonuç beklemiyordum ki beklediğim gibi oldu, soruların sadece yarısını cevaplayabildim ama neyse ki sadece 1 yanlışım vardı. Perşembe günü, yani dün ise en çok sevdiğim, en çok çalıştığım ders olan Moleküler Genetik Mühendisliği dersinin kontrol sınavı vardı. Bu dersin 6 ünitesinden sorumluyduk ve ben İmmünoteknoloji sınavından sonra her akşam 9’da okuldan efsane bir yorgunlukla dönünce bile direkt Moleküler Genetik temalarını çalışmaya dönüyordum. Hatta teorik dersler ve lablar arasındaki 3 saatte normalde eve gidip yemek yerken bu hafta hep sınıf koridorunda bu dersin notlarını okuyordum.

Çok uykusuz, yorgun ve sırt ağrılarıyla da boğuşuyor oluyordum ama buna rağmen zevkle çalıştığım bir dersti. Buna hayret ettim çünkü daha önce hiçbir dersi böyle yorgunken zevkle uzun süre çalışmamıştım. Çalışıyordum yine elbette ama böyle zevk almıyordum ve çalışmak için şartları bu kadar zorlamıyordum.

Bir koltukta bağdaş kurmuşum karşımda bilgisayarım açık ve bilgisayarın fotoğrafını çekmişim. Ekranda bir sürü yazı var. Ders notlarım. Ayaklarım görünüyor bilgisayarın önünde. Arkada ise koridor zemini var sadece parlak ve krem rengi. Ayakkabım lacivert bir bot, bağcıkları sarı. Çünkü sarı en sevdiğim renk.

Aşk bu mu?

View this post on Instagram

Yav nasıl yav… Olabilir mi böyle bir şey, aşk bu mu? Bir dersi 3 saat uyku uyuduğum günde 4 saat teorikten çıkıp 4 saatlik laba girmeden önce bile çalışırken nasıl bu kadar mutlu olabilirim yav? Öyle şaşırıyorum ki öğrendiklerime, öyle zevk alıyorum ki yorgunluğumu unutuyorum. Bir gün bu tutkuyu kaybedersem nasıl yaşarım bilmiyorum. / Could that be something like… love? How can I be so happy when I study on a course with 3 hours of sleep, and after 4 hours of theoretical class, even before I enter the lab class that will take 4 hours also? I am so amazed that I have learned, I enjoy it so much that I forget that I'm tired. I don't know how to live if I lose that passion someday.

A post shared by Berfin Dağ (@berfindagram) on

View this post on Instagram

Yav nasıl yav… Olabilir mi böyle bir şey, aşk bu mu? Bir dersi 3 saat uyku uyuduğum günde 4 saat teorikten çıkıp 4 saatlik laba girmeden önce bile çalışırken nasıl bu kadar mutlu olabilirim yav? Öyle şaşırıyorum ki öğrendiklerime, öyle zevk alıyorum ki yorgunluğumu unutuyorum. Bir gün bu tutkuyu kaybedersem nasıl yaşarım bilmiyorum. / Could that be something like… love? How can I be so happy when I study on a course with 3 hours of sleep, and after 4 hours of theoretical class, even before I enter the lab class that will take 4 hours also? I am so amazed that I have learned, I enjoy it so much that I forget that I'm tired. I don't know how to live if I lose that passion someday.

A post shared by Berfin Dağ (@berfindagram) on

Dersin 4 temasını sınav günü sabahına kadar bitirmiştim. Hatta sınavdan önceki gece kendimden asla beklemediğim bir şey yaptım; çok uykusuz ve yorgundum lab çıkışı ve bu nedenle çalışmaya odaklanamadım. Ardından bir saat uyuyup, uyanıp çalışmaya karar verdim. Normalde asla ama asla bunun insanı değilim, asla çok uykum varken bir saat uyuyup sonra kalkamam. Hele kalkıp ders çalışmak asla yapamayacağım bir şeydi. Fakat o gün alarmı kurup uyuduğumda gerçekten bir saat sonra, yani gece 11’de uyanıp çalışmaya devam ettim sabah 4’e kadar. Sonra daha ilginç bir şey yaptım. 4’te uyuyup 2 saat sonra, yani 6’da uyanıp son temaya çalıştım. 8’de de okula gittim. Gerçekten hala hayretler içerisindeyim…

Sınav İspanyolca olacaktı fakat öğretmen sözlük kullanmama izin verdiği için kalın ve ağır Oxford Spanish’i yanıma almıştım. Bu da benim sırt ağrımı katladı tabii. Cidden son zamanlarda sırtımın ağrısı her şeyi çok zorluyor çünkü dersleri takip edip anlık çeviri yapmak için okula bilgisayarımı götürmek zorundayım… Neyse. Sınavda 64 adet doğru-yanlış sorusu vardı. Beklediğimden fazlaydı. İlk dakikadan, tüm soruları anlayamayacağımı kabullenerek başladım. İlk sayfayı bitirdim fakat yanıtlarımdan emin değildim çünkü bir kelimedeki bir ek bile sorunun anlamını değiştirebilir ve ben soruları net anladığımı düşünmüyordum.

Sınav çıkışı çok da kötü şeyler düşünmemeye çalışarak laboratuvarı beklemeye koyuldum. Sınıf arkadaşlarım hep yanıma gelip sanki bir yakınımı kaybetmişim gibi davranıyordu, halbuki çok da kötü hissetmiyordum fakat hepsi benim için üzülüyordu çünkü hocanın bana adil davranmadığını düşünüyorlar. Sınavdan sonra lab dersine daha 3 saat vardı. Kütüphaneye gidip uzayla ilgili bir kitap buldum ve astronomi okumayı özlediğimi fark ettim. Güzel bir özlem giderme seansı oldu benim için. Akşam ise sınavdan 3 üzerinden 1,7 aldığımı öğrendim. Bu sınıfın en düşük notuydu.

Minik sürprizi anlatmaya başlayayım… Bu hafta 5 gün boyunca öğleden sonra 4-9 arası Moleküler Genetik Mühendisliği laboratuvarındaydık. Bu 5 günde 3 tane lab kontrol sınavı olacaktık. Pazartesi-Çarşamba-Cuma olacak şekilde. İlk gün temel bir sınav olduk. Çarşamba günü yaptığımız klonlama deneyleri için kompütasyonel bir uygulama sınavı olduk. Son gün, yani bugün ise tüm deneyi kapsayan genel bir klasik sınav olduk. İlk gün hoca sınıfta Erasmus öğrencisi olduğundan habersizdi ve sınav kağıtları İspanyolcaydı. Hoca çok ama çok tatlı birine benziyor ama biz hiç konuşmadık ve ben bu yüzden İngilizce bilmediğini düşündüm. Benim yabancı uyruklu öğrenci olduğumu öğrendikten sonra bile benimle tek kelime konuşmadı. Sonraki günler selam verirken “Hola!” diyordu ve ben bundan “Seninle sadece İspanyolca konuşabilirim.” anlıyordum. Doğal olarak İngilizce konuşacak kadar iyi olmadığını düşündüm.

Çarşamba sınavı gelince o kağıdın da İspanyolca olduğunu gördüm. “O da yardım etmeyi düşünmüyor…” diye geçirdim içimden. Lab partnerim yanımda oturduğu için bana soruları açıkladı ve yanıtladım. Güzel geçti o sınavım.

Bugün ise deneyin son aşamasını yaptık. Yani klonladığımız gen bölgesini diğer genetik materyalden ayırdık. Bunun için deney sırasında 1 saatlik bir bekleme süresi vardı ve herkes yemek yemeye, hava almaya çıkınca ben labda kalarak deneye baştan sona tekrar çalışıp notları İngilizceye çevirmeye başladım çünkü son sınavda daha genel soracağı için deneylerin üstünden geçmek istedim. Ben çalışmaya başladıktan 20 dakika sonra hoca yanıma gelip İngilizce konuşarak “Sen burada mı kalacaksın?” dedi. İngilizce konuşmasına şaşırdım. Eşyalarını toplamış ve çantasını sırtına takmıştı, ben de çıkmam gerektiğini düşünüp eşyalarımı elime aldım de “Çıkabilirim hemen” dedim. O da “Yok hayır hayır, karşı binaya geçmem gerekiyor bir iş için, burada kalacaksan labdan ayrılmamanı rica edeceğim.” dedi. İngilizcesinin akıcı olmasına bir kez daha şaşırdım. “Peki, buradayım ben, çıkmayacağım.” dedim ve çalışmaya döndüm.

Üzüldüğüm şey, 5 gündür çırpındığımı görüp benimle tek kelime İngilizce konuşmaması, anlamadığım yerleri açıklamaması, önemli detayları kaçırdığımı görmesine rağmen umursamaması oldu. O an cidden eşyalarımı toplayıp eve gitmek istedim çünkü son sınav da İspanyolca olacaktı ve benim labda tek yaptığım şey anlamadığım şeyler dinlemek, bir şeylerle uğraşıyormuş gibi görünmek ve etrafa boş gözlerle bakmamak için önümdeki lab notlarını 8459 kere okumak, partnerlerimi çalışırken izlemek ve arada bazı kısımları bana yaptırırlarsa onu yapmaktı. Neredeyse her şeyi kendim öğrenip ezberlemiştim zaten ama sorun, bunları sınavda aktaramıyor olmaktı çünkü soruları anlamıyordum. Üstelik bu kadar izole olmama kayıtsız kalması beni çok üzmüştü. Doğruyu söylemek gerekirse boğazım düğümlenmiş, gözlerim dolmuştu ama laba biri girer diye tuttum kendimi.

Son anda bir saat daha dayanabileceğime karar verdim. 10 gündür labdaydım ve son bir saati de bitirip gidebilirdim. Notları bir kez daha okudum ve sonra hocayla birlikte sınıf arkadaşlarım geldi. Son bir aşamayı da yapıp sınava geçtik. Bu sefer hoca herkesi birbirinden uzak yerlere oturttu, herkes bir bençte oturuyordu. Partnerlerim de uzaklaşınca soruları açıklayacak kimse olmadığı için iyice boşladım. İyice “Amaan, cidden ne olacaksa olsun da eve gidip uyuyayım.” diye düşünüyordum.

Hoca kağıtları dağıtırken benim yanıma geldi ve kağıdımı önüme koyup gülümsedi. Kağıda baktığımda soruların hepsini İngilizceye çevirdiğini gördüm…

İlk birkaç dakika bunun mutluluğu yüzünden sınava başlayamadım hatta, salak gibi gülümsüyordum kağıda bakıp. Hatta muhtemelen hoca beni labda bırakıp gittiğinde soruların İngilizce çıktısını almaya gitmişti.

Soruları okuduğumda hepsinin yanıtını çok iyi bildiğimi fark ettim. Bu da ikinci mutluluk sebebimdi. Başladım yazmaya… Tüm kağıdı doldurdum, nasıl biriktiyse içimde, döktüm her şeyi. Bütün teknik detayları sormuştu ve bu beni çok mutlu etmişti. Kağıdı vermeye giderken hala gülüyordum. Hocaya kağıdı uzattığımda kağıdımın dolu olduğunu görüp “Wow.” dedi. Ben de teşekkür ettim. Herkes sınavını bitirdiğinde klonlama sonuçlarımızı görmek için jelde yürüttüğümüz genlere baktık. Sonuçlarımız başarılıydı, hedef geni klonlamış ve bunu plasmid içine yerleştirmeyi başarmıştık.

Görselde lacivert bir yüzeyde bir sürü yeşil parlak çizgiler var. Bu teknik genetikte "jel elektroforezis" diye adlandırılıyor. Genetik materyali sıvı halde saydam bir jele batırıp doluruyoruz az az, sonra jele elektriik yükü veriyoruz ve sıvıdaki materyal elektrik yüküne göre hareket ediyor. Bu şekilde de konumlarını ve boyutlarını tespit ediyoruz.

1 haftalık çalışma sonucu. Klonladığımız geni plasmidden ayırdığımız sonuç. Her sütun farklı gurubun sosnucu, en soldaki ise bizim.

Hoca labdan ayrılırken “ikinci dönem görüşürüz” dedi. Sanırım Enzimatik Biyoteknoloji labını o verecek ve ben o dersi alıyorum. 🙂

Otobüs durağında sınıf arkadaşlarımdan biri ile denk geldik. Daha önce sohbet etmediğim biriydi. Sohbet etmeye başladık ve aynı otobüse bindiğimizi fark ettik. Eve gelene kadar çok güzel sohbet ettik ve çok sevindim buna.

İyi ki o an eve kaçmak yerine labda kalmışım.

Gerçekten çok yorucu, çok uykusuz, çok aç, çok sınanmalı ve sınavlı bir haftaydı. Fakat çok zevk aldım, çok şey öğrendim. Burada öğrendiklerimi bana Türkiye’de öğretmeyeceklerinden adım gibi eminim…

Önümüzdeki hafta laboratuvarım yok. Sonraki hafta ve sonraki hafta da. Sonraki haftadan itibaren zaten Noel tatili. Fakat önümüzdeki hafta her gün, sabah derslerinden sonra Protein Mühendisliği sunum grubumuz ile sunumumuza hazırlanacağız. Bu bir dönem projesi gibi, sınıfta farklı gruplar farklı konularda sunum yapıyor birlikte. Bu hafta sonu, yani yarın ve sonraki gün tamamen buna çalışacağım ve biraz da dinlenecek, kendime vakit ayıracağım. İki haftadır sadece uyumak için eve geldiğim için sabah yatağımı bile toplamıyorum. Sunumumuz 12 Aralık’ta.

Ayrıca bu hafta iyi mi kötü mü olduğunu anlamadığım bir özelliğimi fark ettim. Sürekli yemek düşünüyorum. Yemek yemek beni mutlu ediyor ve yiyeceğim şeyi kafamda planlamak da mutlu ediyor ama sürekli kafamda yemeğe dair bir şeyler olması, akşam yiyeceğim şeyi tüm gün düşünmem bana normal gelmiyor. Sürekli kafamda dönüyor ve yiyene kadar da o anın hayalini kuruyorum. Odak noktam haline gelmek üzere neredeyse. Bu konuda ne yapabilirim bilmiyorum… Ayrıca yediğim her şeyden tamamen ben sorumlu olduğum için de olabilir, her gün belli bir saatimi yemek yapmaya ayırıyorum mecburen ve sevdiğim şeyleri yapmak istiyorum. Bu normal ama bunu sürekli düşünmem normal değil…

Bu hafta 20 yaş oluyorum. Evet, doğum günüm geldi! Yeey. Eşek kadar oldum. Bu konuda duygu ve düşüncelerim akmaya başlasa derya deniz olur çünkü gerçekten 20 olduğuma inanamıyorum. Bana çok yetişkin yaşı gibi geliyor. Benlik değil gibi.

Ayrıca ikinci dönemin ilk haftası için İspanyolca kursuna kaydoldum. 🙂 Final sınavlarımla kurs aynı hafta başlıyor ama ikisini birlikte yürütmekten başka çarem yok, o kursu almak ve sınavlarımı da vermek zorundayım. Zora alıştık ne de olsa.

Bu blog yazısını çok bekletip diğer günler yazmayacağım. Bence bunları bu yazıda aktarmam yeterli oldu. Yeni blog yazısında görüşmek üzere.

Bilimle kalın!

Posted by Berfin Dağ

"Evren kadar atomdan oluşan ve evrende bir atom kadar olanım."

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir